Bugün: 18.11.2018, Pazar   ||    Telefon: 0312 213 34 44   ||    E-Posta: sendika@tezkoopis.org

Ankara / Türkiye

HABERLER

  • 08.10.2014 - 7 Ekim Dünya İnsana Yakışır İş Günü: “Çalışma, insan onuru ile bağdaşır olmalıdır"

    İnsan hakları, özgürlük, eşitlik ve adalet biribirlerini koşullandıran, güçlendiren ve besleyen kavramlardır.

    Çalışma yaşamının insana yakışır koşullarda sürdürülmesi ya da insan onuru ile bağdaşır olması, ancak bu kavramların yaşam bulduğu ve serpildiği koşullarda olanaklıdır.

    Demokrasi ve hukukun üstünlüğü insana ilişkin her değerin oluşmasında ve güvence altında tutulmasında gerekli ve zorunlu koşulları yaratır.

    İnsana yakışır iş, tüm çalışanların geleceğinin güvence altında tutulduğu; siyasal, sosyal ve ekonomik nitelikli her türden örgütlenme hakkının tanındığı; söz, temsil ve demokratik eylem hakkına saygı duyulduğu; cinsiyet, ırk, renk veya sosyal köken, kalıtımsal özellik, dil, din veya inanç, siyasal veya herhangi bir görüş, bir ulusal azınlığın üyesi olma, bireysel özellik, engellilik, yaş veya cinsel yönelim gibi nedenlerle ayrımcılığa uğranmadığı, horlanmadığı, aşağılanmadığı, açık ya da gizli şiddetle karşılaşmadığı, bilinçli ya da bilinçsiz eşitsizlikler ortamında kalınmadığı özetle insana ilişkin farklılıkları nedeniyle dışlanmanın bulunmadığı koşullarda sürdürülen çalışmadır.

     

    Türkiye’de çalışma koşullarının çok önemli ölçüde sorunlar içinde bulunduğu, dünün birçok sorununun önlem alınmaması ve çözümlenmemesi nedeniyle artık birer tehdit durumuna geldiği son aylarda yaşanan Soma katliamında 301 işçinin, ölümü ile Mecidiyeköy’de 10 işçinin ölümüne yol açan olaylarda somut olarak görülmüştür. Ancak çalışanların yaşadıkları sorunların gerçekte çok daha geniş, çok daha derin ve çeşitlilik gösteren toplumsal riskler ve tehditler düzeyindedir.

    - 75 milyonu geçen nüfusun yaklaşık 11 milyonu sosyal güvenlik kapsamı dışındadır. 12 Milyon insan, yeterli geliri olmadığı için yoksulluk vesikası alarak sağlık hizmetlerinden yararlanmak üzere SGK’ya başvurmaktadır.
    - Açık işsizlik oranı yüzde 25’lere dayanmaktadır. Türkiye’de çalışma çağındaki her iki kişiden biri çalışmamaktadır. Genç işsizliği kimi illerde yüzde 60-70’e tırmanmaktadır. Kadınların işgücüne katılımı artmak yerine gerilemektedir; onlar için sürdürülebilir iş, her geçen gün daralmaktadır. İşe katılım süreci yerine işten eve dönüş belirleyici bir özellik durumundadır.
    - Güvencesiz çalışma hızla yaygınlaşmaktadır. TÜİK verilerine göre geçici çalışanların sayısı 2 milyon geçmiştir. Emek sömürüsünün barbar uygulamalarından olan taşeron çalışma 2 milyonun üzerindedir.
    - Çoluk-çocuk yarım milyon insan, ülkenin farklı bölgelerinde çok zor ortamlarda konaklayarak, kötü ve ağır koşullarda ve yetersiz ücretlerle mevsimlik işçi olarak çalışmaktadır. Balıkçı barınakları, orman içleri ve tarlalar sosyal güvenlikten, haktan-hukuktan yoksun yüzbinlerce insanın çalıştığı ortamlar durumundadır.
    - 50’den az işçinin çalıştığı tarım ve orman işyerlerindeki işçiler İş Yasası kapsamında değildir. Onlar nasıl 150 yıl önce Mecelle’ye göre birer “ecir-i has” ise şimdi de koskoca ülkede Tarım İş Yasası olmaksızın köleliği anımsatır biçimde çalıştırılmaktadır.
    - İşçilerin çok önemli bölümü, asgari ücretle ve hatta daha az ücretlidir. Asgari ücret, bırakın yoksulluk sınırında olmayı açlık sınırının bile altındadır.
    - İş Yasası kapsamında bulunan çalışanların yaklaşık yüzde 8-9’u sendikalıdır. Milyonlarca işçi, sendikal ve toplu sözleşme haklarından yararlanamamaktadır. 
    - İş güvencesi hakkı ancak 30 ve daha fazla işçinin çalıştığı, 6 ay süreyle çalışılan işyerlerinde çalışan işçiler için geçerlidir. 
    - Demokratik bir hak olan grev ve endüstriyel eylem hakları yasaklar altında tutulmuştur. Sendikal örgütlenmenin ve toplu sözleşme hakkının en önemli boyutunu oluşturan “Hak Grevi” yasaklanmıştır.

    Sendikalar ekonomik ve toplumsal olumsuzlukların giderilmesi, insan onuruna yakışır iş ortamının sağlanması doğrultusunda daha etkin davranmak, hakların korunması ve genişletilmesi doğrultusunda güç ve eylem birliği oluşturmak üzere çok daha etkin, kararlı ve ödün vermeden mücadele etmek zorundadır; bekleyen, ve yakınan değil, değiştirmek üzere sorumluluk alan bir davranışı geliştirmek zorundadır. Artık bu tüm sendikal örgütler için toplumsal ve tarihsel bir sorumluluktur.

    İnsana yakışır onurlu işe ulaşmanın başkaca bir yolu yoktur.

    GENEL YÖNETİM KURULU

    Fotoğraf Galerisi İçin Tıklayın...