Haberler

Sosyal Adalet için 100 Yıllık Mücadele - ILO 100 Yaşında!

06:00 02.01.2019

Hiç hafta sonu, günde sekiz saat çalışma, asgari çalışma yaşı, hamile veya kırılgan işçiler için korumanın olmadığı bir dünya düşünün.

İşte Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) olmasaydı, böyle bir yerde yaşıyor olurduk.

Birinci Dünya Savaşı’ndan hemen sonra 1919 yılında kurulan ILO, sosyal adalet mücadelesinde 100. yılını kutluyor.



ILO’nun görevinin altında yatan ve Anayasası’nın Başlangıç’ında özetlenen “Evrensel ve kalıcı bir barışın ancak sosyal adalet temeline dayanır” fikrinin ne derece radikal olduğunu unutmak çok kolay.

Yapısı da aynı derecede devrimciydi; çalışma standartlarını belirlemek için hükümet, işçi ve işverenleri bir araya getiriyordu. Bunu daha sonra ABD Başkanı Franklin Delano Roosevelt “rüya” olarak nitelemişti.

ILO’nun kurulduğu dönemde, dünyada ekonomik karşılıklı bağımlılığın varlığı ve artan uluslararası rekabetin çalışma koşullarını kötüleştirmemesini sağlamak için işbirliğine duyulan ihtiyaç daha iyi anlaşılmaya başlamıştı. Anayasa’da ifade edildiği gibi “…gerçekten insancıl koşullara sahip bir çalışma düzeninin herhangi bir ulus tarafından kabul edilmemesi, kendi ülkelerinde çalışanların durumlarını iyileştirmeyi arzu eden diğer ulusların çabalarına engel oluşturur.”

Bu duygular, kelimenin tam anlamıyla, ILO’nun temel taşlarını oluşturdu. ILO, Cenevre Gölü yakınlarında kendisi için özel inşa edilen ofisine 1926 yılında taşındığında, temel taşına Latince Si vis pacem, cole justiciam (Barış istiyorsanız, adaleti gerçekleştirin) yazıldı. Binanın resmi giriş kapıları da ILO’nun benzersizliğini yansıtıyordu. Kapıyı açmak için, üç ortağın eşit katkılarını temsil eden üç anahtar gerekiyordu.

Anılan taşınmadan önce dahi, ILO milyonlarca insanın çalışma yaşamında yer etmişti. 

1919 yılında Washington DC’de yapılan ilk Uluslararası Çalışma Konferansı (ILO), yani ortaklar toplantısı, en kritik çalışma konularını düzenleyen altı Uluslararası Çalışma Sözleşmesini kabul etti: Sanayide çalışma süresi, işsizlik, analığın korunması, kadınların gece çalışması, sanayide asgari çalışma yaşı ve gençlerin gece çalışması.

1930’ların sonunda Avrupa’da savaşın başlamasıyla, ILO geçici olarak Kanada’ya taşındı ve İkinci Dünya Savaşı boyunca kesintisiz olarak görev yapan az sayıda uluslararası kuruluştan biri oldu.

ILO, savaşın sonuna doğru Mayıs 1944’te, Philadelphia Bildirgesi’ni kabul etti. Bildirge, ILO’nun vizyonunu bir kez daha vurguluyor, “daha iyi bir dünya için umutların yükselttiği idealleri” gerçekleştirmek üzere, insan haklarına odaklanan bir dizi ilkeyi tanımlıyordu.

Bildirge’nin insan haklarına vurgu yapması, sonraki dönemde daha da yararlı sonuçlar doğurdu; çalışmanın denetimi, örgütlenme özgürlüğü, sendikalaşma ve toplu pazarlık hakkı, eşit ücret, zorla çalıştırma ve ayrımcılık yasağını düzenleyen bir dizi uluslararası çalışma standardını -hukuken bağlayıcı Sözleşmeler ve istişari nitelikteki Tavsiye Kararları- yarattı.

Savaşın sona ermesi üzerine, ILO faaliyetlerinde yeni bir dönem açıldı. 1945 yılında ILO, yeni kurulan Birleşmiş Milletlerin ilk ihtisas kuruluşu oldu.

Savaş sonrası dönemde diğer bir değişiklik ise, ILO’nun üyelik yapısının genişlemesiydi. Sanayileşmiş ülkeler azınlığa düştüler, gelişmekte olan ekonomiler çoğunluk haline geldiler; böylelikle, ILO’nun temel özelliği olan üçlü yapıya bir de evrensellik eklenmiş oldu.

Kuruluşunun 50. Yıldönümü olan 1969 yılında ILO, Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldü. Diğer bir dönüm noktası ise, ILO’nın 1964 yılında oybirliğiyle “Irk Ayrımı Rejimi”ni (Apartheid) kınadığı Bildirge idi; ILO, Güney Afrika’ya yaptırım uygulayan ilk kuruluşlardan biri oldu.

ILO ayrıca, 1980 yılında Polonya’da Solidarnosc (Dayanışma) bağımsız sendikasının meşruiyetine tam destek vermek suretiyle, Polonya’nın diktatörlükten kurtarılmasında önemli rol oynadı.

XX. Yüzyıl kapanırken, ILO’nun rolü, başta küreselleşmenin yükselmesi dahil olmak üzere çalışma yaşamındaki değişiklikleri göğüsleyecek biçimde evrilmeye devam etti. ILO’nun desteğini isteyen çağrılar artık yerli halkların hakları, işyerinde HIV/AIDS, göçmen ve ev işçileri dahil olmak üzere daha geniş yelpazeyi kapsayacak şekilde arttı.

Örgüt, adil küreselleşmenin yanı sıra stratejik uluslararası kalkınma hedefi olarak İnsana Yakışır İş kavramının da savunuculuğunu yapıyor. Uluslararası toplum, 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi ve 17 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefini (SKH’ler) benimserken, insana yakışır iş kritik bir bileşen olarak Hedef 8’de yer aldı: “Kesintisiz, kapsayıcı ve sürdürülebilir büyümenin, tam ve üretken istihdamın ve herkes için insana yakışır işlerin desteklenmesi.”

Ocak 2019’da Çalışma Yaşamının Geleceği Küresel Komisyonu’nun raporu yayınlanacak. ILO’nun ilk 100 yılında başardıklarını kutlamak ve bir sonraki yüzyıla hazırlanmak için, dünya genelinde etkinliklerin başlangıcı olacak.

BM’nin ilk asırlık örgütünün önceki başarılarıyla yetinip, rehavete kapılacak zamanı olmayacak.

Bizi Takip Edin