Tez-Koop-İş Gençemek Sayı : 6

Çocukları Bilimle Buluşturmanın Heyecanı

09:00 25.12.2019

TÜBİTAK sendikamızın uzun yıllardır örgütlü olduğu bir işyeri. Türkiye bilimi için önem taşıyan bu işyerinde pek çok farklı meslekten üyemiz özgün çalışmalar yapıyorlar. Onlardan biri de 1986 doğumlu Elnara Ahmetzade. Kendisi 22 yıldır yayın hayatında olan Bilim Çocuk dergisinin grafik tasarım sorumlusu. İşini severek, heyecanla yapan bir üyemiz. Elnara aynı zamanda geniş bir ilgi alanına sahip. Müzikten resime, şiire, spora pek çok alanla ilgileniyor, üretimlerde bulunuyor. Bu aralar aynı zamanda sendikal çalışmalarda daha etkin biçimde yer almaya hazırlanan bu çok yönlü sanatçı üyemizle keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.     

Söyleşi: Hakan Koçak, Meliha Kaplan, Mustafa Özgen

 

Öncelikle sizi tanıyalım.

Ben grafik tasarım öğretmenliği mezunuyum aslında, şu an TÜBİTAK’ta 2012 yılından beri çalışıyorum. Önce orada kitaplar birimindeydim, 1 yıl önce de dergiler müdürlüğüne geçtim. Şu an Bilim Çocuk Dergisinin tasarımcısıyım. İşe başladığımdan beri sendikanın üyesiyim. 

Biraz o yayını tanıtın bize isterseniz.

Bilim Çocuk Dergisi gerçekten Türkiye’nin önemli dergilerinden birisi, en çok satan dergiler sınıfında, özellikle çocuk yayınlarında. Güvenilir bilimsel ve teknolojik bilgi sunuyor. Derginin 22. Yılındayız. Dergimiz 7-14 yaş aralığına hitap ediyor. Biliyorsunuz daha önceki yaş grubuna, 3-6 yaş arasına, Meraklı Minik dergimiz var. İşte 7-14 için Bilim Çocuk, bir de yeni gençlik dergimiz var online olarak yayınlanan: Bilim Genç. Bir de tabi Bilim Teknik var, en çok bilinen yayınımız. 

Ama Bilim Çocuk da kendi alanında geniş bir yaş grubunu kapsıyor aslında, o yüzden içerik olarak da hem 7 yaşındaki hem 14 yaşındaki çocuklara hitap edebilecek farklı konular seçmeye çalışıyoruz, anlatımı dilini ona göre düzenlemeye çalışıyoruz. Ben derginin tasarımcısıyım ama zaman zaman yazı da yazıyorum. Düşünelim Eğlenelim köşesi var, bulmacalar var, onları hazırlıyorum. Kitap tanıtımları yapıyorum aynı zamanda. Yani derginin tüm süreçlerinde aktif olarak görev almaya çalışıyorum. Öğretmenlik mezunu olmamın da çok faydası oluyor. Yani belki sadece grafik tasarımcı olsam daha yüzeysel bakabilirdim ama koyduğumuz her bir çizginin, her bir rengin, formun çocuğun psikolojisindeki, onun eğitimsel gelişimindeki yerine dikkat etmeye çalışıyorum öyle olunca.

Nereden mezunsunuz?

Gazi Üniversitesi Mesleki Eğitim fakültesini bitirdim. Yüksek lisansımı da yine grafik eğitiminde tamamladım. Şu anda doktora yapıyorum resim eğitiminde. 

2 yıl kadar üniversitede çalıştım, üniversitenin Bilgi İşlem Daire başkanlığında. Ben kökten grafikteyim, liseden de grafik mezunuyum. Daha sonra 2 yıllık ön lisans okudum. Sonra lisansı öğretmenlikte, ardından yüksek lisans, doktora her zaman böyle farklı yerlerde bulundum aslında.  Şu an TÜBİTAK’ta isem muhtemelen bunlara çok şey borçluyum diye düşünüyorum. Sadece okulla idare etmek insanı çok fazla geliştirmiyor. Yani iş yerinde öğreniliyor açıkçası. O açıdan hayatımın her döneminde aslında çalışmış oldum.

TÜBİTAK’ta dergiden önce yaptığınız iş neydi?

Ben kitaplar müdürlüğünde başladım, 6 yıl kadar çalıştım. Bizim popüler bilim kitaplarımızı biliyorsunuzdur. Hem yetişkin hem de yine çocuk yayınlarımız var. İki gruptan oluşuyor bir telif kitaplarımız var yurtdışından telif hakkı alınıp Türkiye’de yayınlanan; bir de Türk yazarlar tarafından yazılmış olan yerli kitaplarımız var. Her ikisinin de hazırlığını yaptık.

Hem tasarım hem sayfa düzeni hem grafik düzenleme süreçlerini yürütüyorduk orada. Geçen sene Haziran ayından beri ben Bilim Çocuk dergisindeyim. 

Nasıl, karşılaştırınca kitap yayıncılığı ile dergicilik?

Tabii birazcık farklı. Çünkü kitap süresiz bir yayın. Burada ise öncelikle bir yetiştirme çabamız var süreli yayın olduğu için, siz de bir dergi çıkartıyorsunuz, biliyorsunuzdur bu zorlukları. Aylık çıkıyor bizim dergimiz. Her ayın 15’inde yayınlanıyor. Kitaplarda daha hazır bir içerik var, özellikle çevre kitaplarımızda hazır. Buradaysa sıfırdan içerik oluşturma var, yazılar kadromuz tarafından yazılıyor, işte çizime gidiyor çizimde dış çizerlerimiz var, yine içeride çalışan çizerlerimiz var. Böyle daha komplike bir süreç. Şu açıdan insan biraz üzülüyor tabii ki, dergi okuyucunun elinde bir ay kalıyor sonrasında gidiyor gibi. Kitap daha kalıcıydı beni daha tahmin ediyordu ama burada da sürekli yeni bir şey üretiyoruz. Hem insan kendini yenilemek zorunda hissediyor, tasarım olarak da kitapta daha uzun vadeli düşünüyoruz ama burada işte güncel trendleri daha fazla takip etmek gerekiyor çünkü dünyada tasarım sürekli yenilenen sürekli gelişen bir durumda. Biz ona uyumaya çalışıyoruz. 

Siz bu tasarımı yaparken TÜBİTAK’ın belli tasarım ilkeleri, kriterleri var mı, yani TÜBİTAK şöyle yapar gibi?

Yani çocuk dergisi olduğu için daha özgün davranıyoruz tabii ki. Ama öncelikle doğru bilgi vermek temel hedef. Tabii o, yazarları daha çok ilgilendiren bir şey ama tasarıma da biz dikkat ediyoruz. Çizerle iletişim kurarken çizeri yazar kadar biz de yönlendirebiliyoruz.  Mesela işte kuş türleri ile ilgili bir yazıysa işte o kuş gerçekten o şekilde mi, bazen gagasındaki bir farklılık, işte tüyündeki farklı bir renk bile bize engelleyici olabiliyor. Yani TÜBİTAK’tan ziyade bilimsel bilginin getirdiği bir zorunluluk var diye düşünüyorum. TÜBİTAK bize daha özgürlük tanıyor diye düşünüyorum açıkçası. Yani çok fazla kısıtlanmış hissetmiyorum açıkçası kendimi.

Derginin ekibi kaç kişilik?

Dergide şuan 9 kişiyiz. Yayın yönetmenimiz, editörümüz, redaktörümüz var, 3 yazar arkadaş, bir yazarımız daha geldi 4 yazar olduk şu anda. 9 kişi ile dinamik bir yapı oluştu. Dergimizde son zamanlarda epey eleman değişikliği oldu.

Köşelerimiz var mesela, interaktif okuyuculardan gelen Mektup köşemiz var, Sizden Gelenler var resim gönderdikleri, gözlem istediklerimiz var. Dışarıdan 2 sabit köşemiz var, bir yazarımız Simitle Peynirle Bilim İnsanı Öyküleri diye bir köşe hazırlıyor, karikatür tadında. Bir dış yazarımız daha var hem çizim hem yazı yazıyorlar aynı zamanda bu iki yazarımız da. Onun da hazırladığı Çizmeli Harikalar köşesi var. Yine her sayıda çocuklara farklı bir obje, canlı veya işte bir olguyu çizim yoluyla öğretiyorlar. Bazen yazarlardan sadece yazı aldığımız oluyor. Bazen böyle yazım çizim birlikte ama çok fazla değil. Yazılarımızın çoğu içeride üretiliyor. Sabit köşeden ziyade, daha farklı konular belirliyoruz. Her yayın döneminde, işte her dergi çıktıktan sonra bir içerik toplantımız oluyor. Bu sayıda yazıların dengesine dikkat etmeye çalışıyoruz, yani bütün konulardan yazılar seçmeye, hem fen bilimleri hem sosyal bilimler hem sağlık.

Çocuklara böyle öğretici olmaktan ziyade, onların ufkunu açıcı,  farklı bilgiler edinmelerini sağlayıcı, bilimsel bakış açısı kazandırmak, zaman zaman farklı şeylere ilgi çekmek, araştırma güdülerini tetiklemek. İşte bazı etkinliklerimizde de hem kas gelişimini, hem fiziksel hem zihinsel gelişimlerine katkı sağlamaya çalışıyoruz. Sabit köşelerimiz sadece birkaç tane var, genellikle daha özgün içerikli yazılarımızdan oluşuyor dergimiz.

 Nasıl bir çalışma ortamı var TÜBİTAK’ta sizin gözünüzle?

Yani farklı birimlerden oluşuyor biliyorsunuz, çok geniş bir yapı TÜBİTAK. Bizim Bilim Toplum Daire Başkanlığı olarak biraz daha sıcak ve samimi olduğumuzu düşünüyorum açıkçası. Yani bu işin gereği de bu, özellikle çocuk yayıncılığı yapan birim, dergiler, popüler bilim dergileri biraz daha dinamik bir ekip. Yani bir şeyler üretiyoruz, en önemli özelliği bu, topluma temas eden bir noktadayız. TÜBİTAK daha çok projelerle, destek projeleri ile biliniyor toplumda.  Ama yayınlar, gerek kitaplar gerek dergiler olsun, bilim merkezleri birimimiz var. 

Bizim bölüm toplumla iç içe olduğu için bu, insanlara da yansıyor diye düşünüyorum. Çalışma ortamı daha sıcak, yani böyle motomot bir devlet dairesi gibi değiliz. Hatta bazen özel şirkette çalışıyor gibi hissediyorum kendimi. Gerektiğinde hafta sonu geliyoruz, gerektiğinde gece mesaiye kaldığımız oluyor. Özellikle derginin baskıya yetişmesi gerektiğinde, gerekirse biz kendimizden fedakârlıkta bulunup onu yapıyoruz hani. Devlet dairesi gibi değiliz. Bazen iyi, bazen kötü. Ama işimizi severek yaptığımızı düşünüyorum. Arkadaşlarımızla en son Cuma günü içerik toplantısı yaptık, herkesin gözünde ki o ışığı görmek çok güzel, işte o heyecan, neler vereceğiz bu sefer çocuklara diye….

Bunu büyük ölçüde yayın grubu yapıyor, yani TÜBİTAK’ın tepeden size temalar konular vermiyor anladığımız kadarıyla.

Yok hayır yayın ekibimiz var, yayın danışma kurulumuz var ayrıca çeşitli üniversitedeki hocalardan oluşan bir bilim kurulumuz var, yayın danışma. İşte her dönem bu konular orada konuşulup belirleniyor. İçerik toplantısında biz biraz daha detaylandırıyoruz, ana başlıklar orada, yine dergi ekibinin önerileri sunuluyor, onlardan görüşler alıyoruz, onlar da sağ olsunlar katkı sunmaya çalışıyorlar. Aynı zamanda dergi yapıldığında yazıların son hallerini gönderip onlardan yine görüş alıyoruz. 

Okura ulaştığında geri bildirim alabiliyor musunuz? 

Çoğunlukla mail yoluyla ulaşıyor bize okuyucular, aynı zamanda mektup köşemiz var, onu dergide yayınlıyoruz da biz, okuyuculardan gelen bildirimleri. Yani her türlü eleştirilerini de ulaştırıyorlar, bazen ufak tefek hatalarımızı buldukları da oluyor ama çoğunlukla çok pozitif mailler alıyoruz. Özellikle sevdikleri köşeleri, beğendikleri yazıları söylüyorlar. Hem yazılı olarak bize ulaşabilecekleri bir adres veriyoruz dergide hem de mail adresimiz var. 2 yoldan da ulaşabiliyorlar. Yani geri bildirim almak güzel oluyor. 

Ne kadar basılıyor?

80-100 bin civarı, değişiyor.

Bir de bu alanda başka dergiler, yayınlar da çıktı?

Evet çıktı, yani taklitler asıllarını yaşatır diyebilirim. Bir yandan çok güzel bir şey, zaten TÜBİTAK’ın temel amacı popüler bilim yayınlarının ülkede gelişmesini sağlamak. Yani biz çok uygun fiyatla satıyoruz, hani 6 TL’ye çıkmıyor bu dergi gibi. 

Şu an 6 TL mi satış fiyatı?

Evet, 6 TL’ye satıyoruz. Çok uygun. Gerçi bize uygun geliyor da doğuda taşradaki bir çocuk için belki de böyle bir ay boyunca biriktirdiği bir para. Yani çocuklar için iyi bir miktar yine de.

Diğer dergilere bakıyor musunuz?

Tabii, mutlaka hepsini takip ediyoruz. Hem yurt içinde hem de yurt dışındaki yayınları takip ediyoruz biz. Periyodik olarak aylık dergiler elimize geliyor. Bazı online dergileri de takip ediyoruz yurtdışında. Yani dünyada popüler bilim yayıncılığı hangi noktada, işte çocuklar için neler yapıyorlar diye mutlaka takip ediyoruz. Ülkemizde çıkan yayınlara da aynı şekilde bakıyoruz. Yani tabii ki hem fiyat performans olarak çok daha öndeyiz, baskı sayısı olarak daha öndeyiz biz hem de içerik olarak da dediğim gibi bizim 22 yıllık tecrübenin verdiği bir şey var. Diğer dergilerin de iyi bir geleceğe ulaşmasını ümit ediyoruz tabii ki ama yine de Bilim Çocuk’u tercih edin.  

Yeni katılan dergi nasıl gidiyor, Bilim Genç?

Epey bir tıklanma sayısı var, izlenme sayısı yüksek derginin. Çok dinamikler, ayda sadece bir içerik yüklemiyorlar neredeyse iki üç günde bir içerik yeniliyorlar. İşte gelen sorulara yanıt verme, mesela fotoğraf yarışmaları yapıyorlar. Bayağı aktif çalışan bir ekip. Çok seviyoruz onu da takip ediyoruz.

Basılmıyor, sadece online. Yani genç ama ondan yetişkin insanların da öğreneceği çok şeyler var, daha çocuklar bile okuyorlar bazen. Ödev için falan çok kullandığı oluyor çocukların da o dergiyi. 

Aslında laf aramızda Bilim Çocuk‘tan benim de öğrendiğim şeyler oluyor çünkü çok detaylı bilimsel bilgiler oluyor. Aslında belki de yaş grubu olarak, dilden dolayı sınıflandırıyoruz ama, tüm dergilerimizi de tüm okuyuculara tavsiye edebiliriz aslında.

Sendikada sizin bir göreviniz var mı? 

Bu sene işyeri çalışma meclisi üyeliği için başvurdum. Şu an bir toplantı yapmadık çok yeniyim, hani sendika ile tanışma aşamasındayım. Daha önce birkaç etkinliğine katılmışlığımız oluyor belirli günlerde.

Nasıl bir şey sendikalı çalışmak?

Çok güzel tabii ki, bir kere toplu olarak bir şeyler yapılabileceğini bilmek, birilerinin senin hakkını her zaman savunabileceğini bilmek güzel. Benim katılma amacım da hani hep başkalarına güvenmek yerine biz de bu işin içerisinde yer almalıyız düşüncesi. İşyerinde işte eski sendikacı ağabeylerimiz var, onlardan bir şeyler öğrenmeye çalışıyoruz. Bir şey olduğunda herkes koşup onlara soruyor.  Benim düşüncem onların yükünü hafifleteyim, ben de bir şey öğreneyim. Gördüğüm bazı aksaklıklar var, işte iş yerinde olsun genel anlamda çalışma hayatı ile ilgili olsun. Kendi kendime söyleneceğime gideyim de bir şeyler yapayım. Böyle daha iyi olur diye…

Bu konuda kendinizi yetiştirme imkânı bulabiliyor musunuz? 

Yani daha çok okuyorum tabii, araştırmaya çalışıyorum. Çok yeni yeni tanışıyorum bu alanla açıkçası. Genel olarak etkinlikleri takip etme noktasındayız.

Belki bu söyleşi de vesile olur…

Olabilir evet, bundan sonra mesela dergiyi (gençemek) daha sıkı takip edeceğim.  

İş yerinde sorunlar var mı şu anda sizin açınızdan?

Yani aslında bence genel anlamda iş kanunu ile ilgili ciddi sorunlarımız var. Ben özellikle bir kadın işçi olarak, çevremde kadın işçilerin yaşadığı sorunları görünce çok üzülüyorum. Yani en basiti doğum izni 4 ay; 2 ay öncesi 2 ay sonrası. 2 aylık bebeğini bırak gel diyor yani. Bence hiçbir kadının bu şartlarda çalışmaması lazım. Bu duruma çoktan isyan etmesi gerekirdi diye düşünüyorum ama işte bunların iyileşmesi tabii ki bir iki kişiyle olabilecek bir şey değil. Hükümet politikasının değişmesi lazım. Yani yıllardır böyle geldi böyle gidiyor. Ufak tefek şeyler tabii kurum içerisinde de oluyor. İşte çoğunuzun başına geliyordur, yıllık izin istiyorsun hayır verilmiyor. Yani ne diyebilirsin ki o anda yöneticine, mecburen susuyorsun. Ben yaşamasam da yaşayan arkadaşlar var.

Sizin üzerinizde bir basınç oluşturuyordur, periyodik olarak yayınlanması derginin. Yani mesela izinler, raporlarda değil mi?

Tabii mesela derginin son haftasında ister istemez o bilinç oluşuyor insanda. Örneğin hastaydım önceki sayıda ben, hani ateşle gelip orada çalışmak zorunda kaldım, rapor almadım. Yine dergide iyiyim, dergi bittikten sonra hiç olmazsa bir hafta gerekirse yıllık izin alabilecek bir zamanım var. Ben kitapta iken çok daha kötüydü durum. Biz iki kişiyi çalışıyorduk orada ve neredeyse üç dört kişilik çalışıyorduk. Yıllık 200 yeni kitap basıyorduk, yüze yakın da tekrar basımımız vardı, inanılmaz bir durumda çalışıyorduk. Bir dönem arkadaşım doğum iznindeydi, ücretsiz izin de aldı daha sonra bir yıl. Ben perişan vaziyette çalışıyordum, 70 gün birikmiş yıllık iznim vardı kullanamadım hiçbirini. O yüzden dergiye gelince bir açıdan rahatlamış oldum.  

Kadın işçilerin durumu nasıl sizce çalışma hayatında genel olarak?

Yani biz de çok yoğun bir kadın işçi popülasyonu var, kadın ve erkek arasında bir ayrımın olmadığı bir kurumdayız. Biz şanslı bir ekipteyiz diye düşünüyorum. Ama kadınların genel anlamda sıkıntıları var. Çocuğu hasta oluyor gidip izin alamıyor bazen. İşte refakatçi izni bazen veriyor, bazen vermiyor, oradaki doktorun takdirine bağlı. Yani çocuğu hasta olduğu için yıllık izin almak zorunda kalanlar var. İş yerinde kadın çalışanlarımız hizmetlilerimiz var mesela, onlar açısından eşitlik var ama işte 20 litrelik damacanayı o da kaldırmak zorunda kalıyor. Yani orada pozitif bir ayrımcılık da bekliyoruz açıkçası erkek işçilerden.

Kreş var mı?

Kreşimiz yok ama kreş desteği sağlıyor TÜBİTAK.

Yani toplu sözleşmedeki bir hak.

Evet, toplu sözleşmede, kreş masrafının belli bir miktarını karşılıyor. Tabii bu da sendikanın önemli katkılarından biri diye düşünüyorum.

TÜBİTAK doktora eğitiminizi destekliyor mu?

Evet akademik izinleri var TÜBİTAK’ın, biraz zorlu olsa da işte ders döneminde 8 saat, tez döneminde 4 saat olmak üzere telafileri yapılıyor bunların aynı zamanda. Her dönem akademik izinle ilgili duyuru geliyor, işte o formları dolduruyoruz. Son zamanlarda biraz zorlaşmaya başladı, işte alanla ilgili doktora yapma yüksek lisans yapma gibi bir zorunluluk getirdiler.

Sizinki bu kapsama giriyor mu?

Evet, benimki onunla ilgili ben sıkıntı yaşamıyorum ama işte TÜBİTAK’ta mesela bütün çalışan insanlar, asıl alan mezunları. Yani ben genetik mühendisinin asistanlık yaptığını, yönetici asistanlığı yaptığını biliyorum. O yüzden alanı ile ilgili ne kadar uyumlu olacak bilmiyoruz hani. Yürürken göreceğiz bu işleri de.

Bizi Takip Edin