Eğitim-AraştırmaManşet Haberler

“GELENEKTEN GELECEĞE FOÇA TARIMI: TOPRAĞA ÖZGÜRLÜK, SOFRAYA ADALET! KIRSALDA NİTELİKLİ İSTİHDAM SEMPOZYUMU” SONUÇ BİLDİRGESİ

“GELENEKTEN GELECEĞE FOÇA TARIMI: TOPRAĞA ÖZGÜRLÜK, SOFRAYA ADALET! KIRSALDA NİTELİKLİ İSTİHDAM SEMPOZYUMU”

SONUÇ BİLDİRGESİ

18-19 Nisan 2026, Foça

Türkiye’de tarım ve kırsal kalkınma, ithal ikameci üretim modelinin terk edilerek neoliberal politikaların vahşi birer aygıtı hâline getirilmesiyle, özellikle son 23 yıllık süreçte yapısal ve varoluşsal bir krizin içine sürüklenmiştir. Kalkınma kavramını beton yığınlarına, beş yıldızlı otel ölçekli hastanelere ve rantiye projelerine indirgeyen bu hâkim anlayış; asıl toplumsal zenginliğimiz olan toprağı bir “yaşam alanı” olarak değil, alınıp satılacak ticari bir meta ve “gayrimenkul” olarak konumlandırmaktadır.

Bu tahribatın gölgesinde, 18-19 Nisan 2026 tarihlerinde Foça’da düzenlenen “Gelenekten Geleceğe Foça Tarımı: Toprağa Özgürlük, Sofraya Adalet! Kırsalda Nitelikli İstihdam Sempozyumu”, tarımsal üretimi ve gıda sistemlerini salt iktisadi bir faaliyet olarak gören yaklaşımlara karşı; biyoloji, sosyoloji, iktisat, çalışma ekonomisi, sosyal politika, eğitim bilimleri ve mühendislik disiplinlerini bir araya getiren bilimsel bir itiraz ve tarihsel bir görev olarak gerçekleştirilmiştir. Sonuç bildirgesinde tarım kavramının geçtiği yerlerde, doğaya saygı temelinde “tohumu ve toprağı kullanarak bitkisel ve hayvansal ürün üretimi” anlatılmak istenmiştir.

Sempozyumun temel amacı; kâr maksimizasyonunu değil, alternatif bir toplumsal ilişki biçimi olarak insan onurunu, emeği ve doğayı temel alan demokratik bir sosyal girişimcilik modelini inşa etmektir. Foça yerelinden yola çıkarak Ege Bölgesi’nin tarım ve su ürünleri açısından sahip olduğu güçlü ancak kırılgan potansiyel derinlemesine incelenmiştir. Ekoloji ile ekonomi arasındaki yapay çatışmayı kesin bir dille reddeden bu sempozyum; işçinin, köylünün ve çiftçinin ortak çıkarının bizzat yaşamı savunmak olduğu gerçeğinden hareketle, üretimin başka bölgelere kaymasını durduracak bütüncül bir eylem planı ortaya koymuştur.

Oturum Analizleri ve Öne Çıkan Ana Temalar 

Sempozyumumuzda yapılan çözümlemeler sonrasında bazı temalar öne çıkmış ve politika önerileri bu temalar dikkate alınarak yapılmıştır:

Nedeni Küresel Isınma Olacak Toplu Yok Oluş Tehlikesi!

  • Küresel ısınma, Dünya’nın atmosfer ve okyanuslarında ortalama sıcaklıkların artmasını ifade eder. İklim değişikliği ise küresel ısınmanın yol açtığı yağış ve kuraklık gibi geniş etkileri, yani fırtınaları, kasırgaları, sel baskınlarını, heyelanları, yangınları kapsar. Küresel ısınma yeryüzünde canlı yaşamını tehdit eden en büyük sorunlardan birisidir. Yeryüzü insanlığın neden olduğu etkiler nedeniyle ısınmaktadır. Nedeni küresel ısınma olabilecek toplu yok oluş tehdidi altında yaşıyoruz. NASA ve Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) verilerine göre, sanayi öncesi döneme (1850-1900) göre ortalama sıcaklık 2025’te yaklaşık 1.4°C yükseldi. 2024 yılı ise ortalama 1.6°C sıcaklık artışı ile en sıcak yıl olarak kaydedildi.
  • Endüstrileşmenin ardından küresel iklim değişikliğinin başat faktörü olan petrol, doğal gaz, kömür gibi fosil yakıtların yoğun olarak kullanılmasıyla birlikte, atmosferde zehirli sera gazlarının miktarı artmış, çöp kıtaları oluşmuş ve ortaya çıkan hava kirliliği ile ilişkili olarak toplumda astım, bronşit, KOAH gibi solunum yolu hastalıkları ciddi oranlara ulaşmıştır. Dünya çapında iklim değişikliğinin beklenen etkileri arasında sel, yangın, fırtına, deprem gibi doğa kaynaklı afetlerin sayısının ve şiddetinin artması; yağış düzeninin değişiklik göstermesi, sıcak hava dalgaları nedeniyle istilacı türlerin ortaya çıkması ve salgın hastalıkların görülme sıklığındaki artış bulunmaktadır. Olası iklim senaryolarında Türkiye’yi bekleyen sıradaki tehlikenin kuraklık ve çölleşme olduğu ifade edilirken sel ve orman yangınları tarım arazilerini ve ormanları şimdiden etkilemeye başlamıştır. Küresel iklim değişikliği insan ya da ülke ayırt etmeden ortaya çıkmaktadır. İnsan yeryüzünün efendisi değildir, doğa hakkının insan hakkından önce geldiği yapısal düzenlemelere gereksinme vardır. Çünkü insan da doğanın bir parçasıdır.
  • Türkiye’de 10.000 yıldan bu yana tarım yapılmaktadır. Topraklarımız yorulmuş, tarım alanları konut, fabrika, madencilik ve benzeri amaçlarla tarım dışı kullanıma açılmıştır. Geçmişte bu eksiklik nadasla gidermeye çalışılmış, ancak üretimi artırmak için kimyasal gübre kullanılmıştır (azot, fosfat ve potasyum). Organik madde toprakta gün be gün azalmıştır. Dolayısıyla su tutma kapasitesi düşmüştür. Yağmur yağsa da toprak suyu yeterince tutamamaktadır. Bu eksikliği gidermek için tarımsal sulamada aynı alanda ve aynı bitkisel üretimde daha fazla su kullanılmaktadır. Su stresi yaşayan ülkeler arasında yer alan Türkiye, günümüzde hızla su fakiri olmaya aday duruma gelmiştir.

Neoliberal Tarım Politikalarının Eleştirisi ve Agroekoloji Paradigması

Sempozyumun teorik zemini, tarımı ve toprağı metalaştıran, küçük üreticiyi küresel finans kapitalin insafına terk eden çok uluslu şirket hegemonyasına karşı geliştirilen güçlü bir sınıf bilincine dayanmaktadır. Neoliberalizmin yarattığı tahribat, küçük üreticinin pazarın dışına itilmesi ve mülksüzleştirilmesi, yerel tarımın dışa bağımlı kılınması ve devletin ekolojik yıkıma (Gediz nehrindeki kirlilik veya zeytinliklerin talanı gibi) karşı direnişleri bastıran bir aparata dönüşmesi şeklindeki “üçlü saldırı mekanizması” ile analiz edilmiştir.

Oturumlarda, David Harvey’in Marx’ın Kapital’ine atıfla dile getirdiği, “Marulu mutlu emekçiler mi, perişan emekçiler mi, köle emekçiler mi… yoksa kendi toprağında çalışan bir köylü mü üretiyor?” sorusu kuramsal bir temel olarak benimsenmiştir. Kendi ürettiği marulun çocuklara zarar verdiğini fark edip pestisit kullanımı yüzünden toprağını terk eden üreticinin dramı, mevcut rejimin ahlaki iflası olarak tanımlanmıştır. Sempozyumda kuramsal olarak benimsenen temel paradigma, salt “organik tarım” değildir; zira organik tarımın mevcut tarım-gıda holdinglerinin elitist yapısına entegre olma riski bulunmaktadır. Bunun yerine gıda egemenliğini, anti-kapitalist yerelleştirmeyi ve geleneksel bilgiyi merkeze alan dönüştürücü bir “Agroekoloji” ve “Demokratik Katılımcı Ekonomi” paradigması öne sürülmüştür.

Tarım ve Su Ürünlerinde Yerel Krizler ve Yapısal Sorunlar

Ülke genelinde ve Foça özelinde tarım faaliyetlerinde ciddi düzeyde daralma yaşanmaktadır. Atık yönetimi konusunda gübre ve atık su bertarafına yönelik sistematik bir çözüm bulunmaması, işletmeleri kendi imkânlarıyla çözüm üretmeye itmekte, bu da ciddi çevresel riskler doğurmaktadır. Köylerin mahalleye dönüşmesiyle birlikte artan elektrik ve su maliyetleri hayvancılığı sürdürülemez kılmakta; bu koşullar üreticileri Manisa ve Aydın gibi alternatif havzalara yönelmeye zorlamaktadır. Bölge için endüstriyel dev tesisler yerine küçük çiftlik kurulumlarının daha ideal olduğu saptanmıştır.

Su ürünleri sektörü de yapısal darboğazlar içindedir. Foça’nın güçlü bir balıkçı filosu olmasına rağmen küçük balık halinin ve soğuk hava depolarının yetersizliği ve gıda güvenliği standartlarının düşüklüğü sektörün potansiyelini kısıtlamaktadır.

Kooperatifleşme, Mülkiyet Yapısı ve Kadın Emeği

Toplumsal çöküşe karşı en önemli savunma hattı olarak demokratik kooperatifleşme öne çıkmıştır. Kooperatifler, kapitalist piyasa düzeninin yıkıcı etkilerine karşı nefes alabilen “küçük demokratik adacıklar” ve toplumsal hücreler olarak tanımlanmıştır. Klasik ticari şirketler sermaye payına göre hiyerarşik karar alma mekanizmalarıyla kâr maksimizasyonunu hedeflerken; demokratik kooperatifler ihtiyaç odaklılık, ayakta kalma, her ortağa eşit oy hakkı (doğrudan demokrasi) ve ortak mülkiyet zemininde sosyal kalkınmayı hedefler.

Kadın kooperatifleri, ev içindeki görünmez emeği ekonomik ve sosyal bir değer olarak kamusallaştıran sosyal varlıklardır. Üç kadından ikisinin ücretli emek rejiminin dışında kaldığı Türkiye’de, Urla Kadın Kooperatifi örneğinde görüldüğü gibi yerel yönetimlerin lojistik destekleri ve KADEV eğitimleri, kadınların kamusal alana geçişini sağlamaktadır. Eğitimlerin kooperatif ortaklığı için temel şart hâline getirilmesi, bilincin kalıcılığı açısından elzemdir.

Bu bağlamda kooperatifler, özel mülkiyetin sınırlarını aşarak yaşamın ve üretimin ortaklaştırıldığı komün modeline geçişin de en güçlü pratikleridir. Emeğin, toprağın ve üretim araçlarının kolektif mülkiyete devredildiği yerel üretim komünleri, kooperatif bilincinin derinleşmesiyle inşa edilecek; böylece hem sermayenin hiyerarşisi hem de kadını eve hapseden mülkiyet ilişkileri kökünden dönüşebilecektir.

Gıda Güvenliği ve Gıda Egemenliği

Gıda güvenliği sorunu tarladan çok, tüketim ve halk sağlığı zincirini vuran bir aşamaya gelmiştir. Saha gözlemlerine göre okullarda çocukların yeterli ve dengeli beslenemediği, gebe kadınlarda yetersiz beslenme emarelerinin bulunduğu ve yerel lokantalarda hijyen standartlarının yetersiz olduğu tespit edilmiştir. Buna mukabil, yerelde küresel fast-food markalarının tüketim alışkanlığının olmaması bir avantajdır.

Küresel gıda ticaretinin %75’ini ve özel tohum pazarının %49’unu elinde tutan dört büyük küresel tekele karşı gıda egemenliğinin tesisi hayati bir zorunluluktur. Atölyelerde “yerelde üret, yerelde tüket” felsefesinin basit bir içe kapanma değil, aksine küresel sermaye kuşatmasına karşı “küçük ve demokratik olanı koruma stratejisi” olduğu karara bağlanmıştır.

Ekolojik Kriz, Su Yönetimi ve Orman Köylüleri

Küresel tatlı suyun %70’inin kapitalist tarım endüstrisi tarafından kullanıldığı günümüzde, küresel iklim krizinde 1.5°C ısınma eşiğinin aşılması ve Foça’da son 80 yılda ortalama sıcaklığın 2.5°C artması tatlı su kaynaklarını kritik eşiğe sürüklemiştir. Foça’daki su kuyularının derinliğinin 27 metreden 70 metreye kadar düşmesi, suya erişimi zorlaştırmıştır. Geçmişte bataklıkları kurutmak için dikilen ancak günümüzde taban suyunu yok eden istilacı okaliptüs ağaçlarının yerine ekolojik denge için iğde dikilmesi önerilmiştir. Sanayi tesislerinin (Aliağa) yakınlığı nedeni ile oluşan hava ve deniz kirliliği başta zeytin ve su ürünleri olmak üzere tarımsal üretim üzerinde baskılayıcı bir etki yaratmaktadır.

Ana Tartışma Noktaları ve Ortak Çıkarımlar

Oturumlardaki ana tartışmalar; emeğin hızla değersizleşmesi, demografik çöküş ve hukuki tahribattır. Türkiye genelinde tarım arazilerinin son 23 yılda yaklaşık 9 bin mil kare küçüldüğü, üreticilerin ortalama yaşının 57’ye ulaştığı, tedarik zincirindeki sermaye temelli sömürünün derinleştiği tespit edilmiştir. 15-29 yaş arası her dört gençten birinin ne eğitimde ne de istihdamda olması, kentlerdeki yedek işsizler ordusunu büyütmektedir.

2006 tarihli 5488 sayılı Tarım Kanunu’nun “fark ödemesi” hükmü ve destek bütçesi tahsislerinin sistematik olarak uygulanmadığı belirlenmiştir. 2024 yılı itibarıyla tarımsal destekler 91,5 milyar TL’de kalırken çiftçilerin banka borçlarının 620 milyar TL’ye ulaşması üretici sömürüsünün kanıtıdır.

Fikir birliğine varılan bir diğer önemli stratejik uyarı “holdingleşme tuzağıdır”. Kooperatiflerin kâr ve pazar payı odaklı şirketler gibi dikey bir büyüme hevesine kapılmadan; özerk yapıların yatay düzlemde birbirine eklendiği, üretim ve tüketim kooperatiflerinin uzun vadeli tedarik anlaşmaları yaptığı bir “Kooperatif Zinciri” kurmaları gerektiği konusunda fikir birliğine varılmıştır.

Politika Önerileri

Tüm oturum analizleri ve atölye çıktıları ışığında sektöre, akademiye, yerel yönetimlere ve merkezi karar alıcılara yönelik stratejik politika önerileri aşağıdaki gibidir:

Küresel Isınmaya Karşı Önlemler:

  • Üretim, tüketim ve bölüşüm sorunlarıyla krizden krize koşan kapitalizm insanlığı ve tüm canlı yaşamı tehdit etmektedir. Doğa ile uyumlu üretim biçimleri, tüketim kalıpları ve adil bölüm ilişkilerini yaşama geçiren toplumsal örgütlenme biçimleri ortaya çıkarılmalıdır.
  • Fosil kaynak üretimi kısıtlanmalı yeni enerji kaynakları devreye sokulmalı ve yaygınlaştırılmalı, karbon emisyonları azaltılmalıdır. Karbonu yerkürenin içinde depolamanın yolları aranmalıdır.
  • Temiz enerji kaynaklarına (güneş ve rüzgar) yönelik çalışmalar ve uygulamalar desteklenmelidir.
  • Eğitimin her aşamasında, bireysel tüketimde savurganlığı önleyici davranışlar kazandırılmalıdır.

Hukuki ve Kurumsal Yeniden Yapılanma:

  • Tarım ve Orman Bakanlığı ile Ticaret Bakanlığı arasında kooperatifleri ikiye bölen mevzuat ve yetki karmaşasına son verilerek, ivedilikle bağımsız ve uzmanlaşmış bir “Kooperatifler Bakanlığı” kurulmalıdır.
  • Konut, tüketim, tarım ve su ürünleri gibi tüm kooperatifler bu tek bakanlık çatısı altında birleştirilmelidir.
  • Kooperatifler yürürlükteki ticari şirket statüsünden ve vergilendirme mantığından çıkarılmalı, ağır vergi yüklerinden muaf tutularak “sosyal girişim” statüsüne alınmalıdır.
  • 4342 sayılı Mera Kanunu’na, değişik tarihlerde yapılan yasa değişiklikleri ile eklenen “Tahsis amacı değişikliği” maddeleri iptal edilerek meralar koruma altına alınmalıdır.
  • 2006 tarihli 5488 sayılı Tarım Kanunu tavizsiz şekilde işletilmeli, çiğ süt/yem paritesinin 1.5 seviyesinin altına düşmesi yasal güvencelerle engellenmelidir.
  • Orman köylüleri lehine 6831 sayılı Orman Yasası revize edilmeli; orman ürünlerinin dikili satış yönteminde kooperatiflere doğrudan imtiyaz ve sorumluluk tanınmalıdır.
  • Kıyı balıkçılığı yapmak için Türk vatandaşları doğrudan yeşil ruhsat alabilirken, yabancıların ruhsat alabilmesi için Türkiye’de en az 5 yıl ikamet etmiş olmaları gerekir. Bu düzenleme, yerel balıkçıların korunması ve sürdürülebilir avcılık için getirilmiştir. Tekne boyu 12 metre altında olan balıkçılar için zorunlu olup, balıkçılığın kayıt altına alınabilmesi ve bu veriler üzerinden sağlıklı karar verebilmek için önemlidir. Kıyı balıkçılığı ruhsat başvurusu yapacaklar için temel avcılık faaliyetleri, ürünün muhafazası, denizde hayatta kalma ve ilk yardım vb. konuları içerecek müfredat kapsamında bir eğitim zorunluluğu olmalıdır.

Finansman, Kredi ve Ekonomik Destekler:

  • Kooperatiflerin finansal kaynak arayışında dış fonların (AB vb.) güdümüne girmemesi ve kendi öz sermayelerini oluşturabilmeleri için ticari bankalar yerine kırsala özgü “Kooperatif Bankacılığı” veya kooperatifler arası dayanışma fonları kurulmalıdır.
  • Gençleri tarıma teşvik etmek, genç ve kadın istihdamını artırmak için kırsalda SGK sigorta prim destekleri ve faizsiz/düşük faizli yatırım kredileri sağlanmalıdır.

Yerel Yönetimlerin ve Belediyelerin Sorumlulukları:

  • Belediyeler; üretici kooperatiflerine ürün alım garantisi sunmalı, ücretsiz veya uygun kira bedelli alanlar tahsis etmeli ve soğuk hava deposu, nakliye aracı gibi lojistik ihtiyaçları doğrudan sübvanse etmelidir.
  • Kentteki tüketim kooperatifleri ile kırdaki üretim kooperatifleri arasındaki işbirliğini teşvik eden lojistik destek politikaları geliştirilmelidir.
  • Foça’da yeni yatırımcılara kılavuzluk edecek bir Yatırım Ofisi kurularak, tersine mühendislik yöntemiyle bölgeye özgü bir “Yatırıma Uygun Proje Portföyü” oluşturulmalıdır.
  • Temiz üretim ve sosyal adaletin simgesi olan “Askıda balık” uygulaması yerel yönetimler nezdinde yaygınlaştırılarak desteklenmelidir.

Ekoloji, Su ve Atık Yönetimi Planlaması:

  • Açık sulama kanalları kapalı (borulu) sisteme dönüştürülmeli, açık kanal ve vahşi yüzey sulama metotları yasaklanmalı, kapalı ve basınçlı (damlama/yağmurlama) sulama sistemlerine tam geçiş için güçlü devlet hibe programları başlatılmalıdır.
  • Ruhsatsız yeraltı suyu kuyuları için acilen önlem alınmalı ve ruhsatlı kuyularda ön yüklemeli sayaç montajları yapılarak yeraltı suyu kullanımı denetim altına alınmalıdır.
  • Su tüketimi yüksek bitkiler yerine, iklim-dirençli bitkilerin tarımının yapılması teşvik edilmelidir.
  • Su havzaları korunmalı, havzalarda madencilik faaliyetlerine, sanayi tesislerine, yerleşime açılmasına ve su kirliliği yaratacak diğer faaliyetlere izin verilmemelidir.
  • Havza bazlı üretim planlaması zorunlu hâle getirilmeli, su tüketimi yüksek-taban suyu tüketen bitkiler (okaliptüs) yerine iklim-dirençli türler (iğde ağacı, ıhlamur) dikilmelidir.
  • Atık yönetimi ve çevre düzenlemesi maliyetlerini düşürebilmek adına, sadece üretime yönelik “ihtisas tarım organize sanayi bölgeleri” oluşturulmalıdır.

Gıda Güvenliği, Tedarik Zinciri ve Dijital Dönüşüm:

  • Üretim, tüketim ve pazarlama kooperatiflerini bir araya getiren, aracı zincirini ortadan kaldırıp tedarik zincirini şeffaf bir şekilde yönetecek dijital ağlar ve platformlar geliştirilmelidir.
  • Foça yoğurdu, kurutulmuş domates, zeytinyağı ve mavi kuyruk karides gibi yüksek katma değerli ürünlere “coğrafi işaret” desteği verilerek markalaşma süreci hızlandırılmalıdır.
  • Okullar ve hastaneler başta olmak üzere kamusal alanlarda gıda güvenliği ve hijyen standartlarına yönelik ulusal politikalar yerelden başlayarak yeniden yapılandırılmalı ve denetimler sıkılaştırılmalıdır.

Eğitim, Kooperatifçilik Bilinci ve Kültürel Dönüşüm:

  • Kooperatifçilik bilinci, tüm öğretim tür ve düzeylerinde eğitim programlarına entegre edilerek ilkokul seviyesinden itibaren çocuklara kazandırılmalıdır.
  • Çocukların doğayla ve üretimle bağ kurması için “zeytinin nasıl kırıldığını” ve toprağın biyolojik döngüsünü öğreten uygulamalı sanat atölyeleri yaygınlaştırılmalıdır.
  • Kooperatifçilik eğitimi konusunda uzmanlaşmış özel yayım elemanları yetiştirilmeli ve tarımsal hizmet içi eğitimlerde bu konuya geniş yer ayrılmalıdır.
  • Kooperatif bünyesindeki kadınlara yönelik KADEV benzeri oluşumların sunduğu mesleki ve sosyal eğitimler, kooperatif ortaklığının ön koşulu hâline getirilmelidir.
  • Yerel üretim süreçlerinin tabandan tavana örgütlenmesini sağlamak amacıyla; üreticilerin, tüketicilerin ve bölge halkının ortaklaşa karar aldığı çalışma komiteleri ve meclisler oluşturulmalıdır.
  • Ekonomik ortaklığın yanı sıra toplumsal bir dönüşüm alanı olarak tasarlanan; toprağın, üretim araçlarının ve emeğin kolektif bir şekilde paylaşıldığı kırsal üretim komünleri aracılığıyla dayanışma kültürü pekiştirilmelidir.

Sonuç ve Çağrı

“Gelenekten Geleceğe Foça Tarımı: Toprağa Özgürlük, Sofraya Adalet! Kırsalda Nitelikli İstihdam” Sempozyumu; tarımı devasa şirketlerin kâr hırsından ibaret gören neoliberal akla karşı, üreticilerin, tüketicilerin ve işçilerin doğrudan söz sahibi olduğu, müştereklerin toplumsal mülkiyet olarak korunduğu demokratik ve bilimsel bir manifesto ortaya koymuştur. Sempozyum, toprağı metalaştıran şirket tarımına ve emeği güvencesizleştiren politikalara karşı verilecek mücadelenin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda ekolojik, sınıfsal ve etik bir zeminde yükselmesi gerektiğini literatüre ve pratiğe kazandırmıştır.

Kârı değil doğaya saygı ve toplumsal ihtiyacı önceleyen; işçi, çiftçi, köylü ve tüketici meclislerinin ağ şeklinde yatay örgütlendiği bir “Kooperatif Zinciri” sisteminin, kırsal kalkınmanın ve gıda egemenliğinin teminatı olacağı yönündeki sarsılmaz inançla, dayanışmayı ve doğayı savunma mücadelemiz kararlılıkla sürecektir. Foça, bu tarihsel sorumluluğun eylem planını ortaya koyarak, geleceğin adil sofralarının inşasında güçlü bir öncü olmaya adaydır.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

Başa dön tuşu