Eğitim-AraştırmaEmeğin Nabzı

Prof. Dr. Nejla Kurul T24’e yazdı!

İtalyan Lisesi Müdürü Giuseppe Finocchiaro’nun son hamlesi: Öğretmenleri işten çıkarmak!

Giuseppe Finocchiaro’nun ortaya çıkardığı ve önünü açtığı toksik iklim, sadece grevden dönen öğretmenleri etkilemez. Tüm öğretmenlerde mesleki tükenmişlik, sessizlik, yaratıcılık kaybı, dayanışmanın zayıflaması ve öğrencilerin eğitim hakkının olumsuz etkilenmesi gibi sonuçlar doğurur. Uzun süre devam ettiğinde kurumun pedagojik ve etik niteliğini sürekli aşındırır. Kısaca, sağlıklı bir okulun temelinde güven, adalet ve katılım varken; toksik iklimin temelinde korku, keyfilik ve güvensizlik bulunur.

Özel İtalyan Lisesinde Tez-Koop-İş Sendikası çatısı altında örgütlü bulunan 14 öğretmenin, 2 Şubat 2026 tarihinde başlattığı ve tam 123 gün boyunca sürdürdüğü yasal grev süreci, 4 Haziran 2026 tarihinde taraflar arasında imzalanan resmi tutanakla sonuçlanmıştı. Sendikanın etkin çabası ile bu uzlaşı süreci, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının arabuluculuğu ve İtalya Cumhuriyeti diplomatik misyonlarının resmi taahhütleri ile hukuki bir zemine oturtulmuştu. Öğretmenler önemli ekonomik ve sosyal kazanımlar elde ederek okullarına ve sınıflarına sevinçle ve umutla dönmüşlerdi.

Grevdeki öğretmenler 5 Haziran’da öğrencileriyle buluştular ve derslerine girdiler. Sorun çözülmüştü, taraflar hoşnut görünüyordu, bir kişi dışında. Hak tanımaz özel okul lobilerinin sözcüsü olarak ortaya çıkan bir kişi dışında!  Okul yönetimini çerçeveleyen insan hakları belgelerine, UNESCO ve ILO ortak belgesi olan Öğretmenlerin Statüsü Tavsiyesine ve İtalya ve Türkiye hukukuna ve imzalanan resmi tutanağa rağmen olayın kötü karakteri yeniden belirdi: İtalyan Lisesi Müdürü Giuseppe Finocchiaro.

Operada kötü karakterler, seyircinin duygularını manipüle eden çok katmanlı müzikal ve teatral tekniklerle ortaya çıkar. Bu süreç, karakterin ses tonundan fiziksel duruşuna kadar ince detaylarla işlenir. Kötü karakterler genellikle bas-bariton sesleri, geniş aralıklı, keskin ve hırslı aryalarla seslendirilirler. Yavaş ve hesaplı hareketler, başın yukarıda tutulması, asimetrik veya gölgeli kostümler kötünün psikolojisini yansıtır. Yüz hatlarını belirginleştiren keskin gölgeler, bazen soluk bir ten rengi veya çarpık maskeler tercih edilir. Operadaki kötü insanlar genellikle ihtiras, kıskançlık veya güç arayışıyla (para, makam, ayrıcalık vb) motive olurlar. Bu yönleri orkestranın kaba ve keskin vuruşlarıyla vurgulanır.

Giuseppe Finocchiaro, öğretmenlerin sorunlarını görmeyen, onları duymayan, onlarla temas etmeyen yaklaşımıyla sendikalaşma ve grev hakkını kullanan öğretmenlere yeniden bedel ödetmeye başladı. Yeniden diyoruz çünkü okul müdürü alışkanlık haline getirdiği üzere, son yıllarda olduğu gibi, yeniden hesaplaşmaya başladı. Eğitim yöneticisi olarak en kötü performansını sergiledi! Yakında ilkokul, ortaokul ve lise öğrencileri karnelerini alacaklar. Okul Müdürü Giuseppe Finocchiaro’nun eğitim yönetimi notu oldukça düşük olacak. Çünkü haklarını arayan öğretmenler onun için eğitsel değil, kişisel bir meseleydi. Önce öğretmenlere yapılan mobbinge düzey atlattı sonra da grevi sonlandırıp göreve dönen iki öğretmenin işine son verecek işlemleri başlattı. Diğer öğretmenlerin durumu ise belirsizliğini koruyor.

Bir işyerinde grevin sona ermesi, normal koşullarda taraflar arasında varılan uzlaşmanın ve çalışma barışının yeniden tesis edilmesinin işareti olarak görülür. Tutanağın ve ardından toplu sözleşmenin imzalanması, öğretmenlerin haklarının güvence altına alınması ve işverenin de bu yeni dönemi kabul etmesi anlamına gelir. Ancak İtalyan Lisesinde yaşananlar, grevin bitmesinin her zaman çatışmanın sona erdiği anlamına gelmediğini gösteriyor. Görünen o ki masada atılan imzalar kurum yönetiminin zihnindeki hesaplaşmayı sona erdirmemiş, tam tersine yeni bir dönemin kapısını aralamıştır. Tıpkı kahramanlar gibi, kötü karakterler de yaşamın ikonlarıdır. İtalyan Lisesinde öğretmenlerinin hak savunuculuğu olayının kötü karakteri Giuseppe Finocchiaro’dur. Neden mi? Güç hırsı, zalimliği ve insanlıktan ve insan haklarından uzaklığı ile…

Grevden okula dönüş ve psikolojik taciz

Öğretmenler 5.06.2026 günü derslerine başladıktan kısa bir süre sonra sıkı bir denetime maruz bırakılmış, gerçek dışı beyanlarla uyarı almışlardır. Grev hakkını kullanıp görevine dönmüş olan öğretmenin bayrak törenini yönetme görevi okul müdürü tarafından sözlü ve fiziki müdahaleyle engellenmiştir. Göreve döndükten üç gün sonra başka bir öğretmenden anlamsız biçimde savunma istenmiştir. Okul müdürünün cesaretlendirmesiyle eğitime destek personelden birinin, eğitimin işleyişini aksatacak ve nezaket kurallarına sığmayacak biçimde göreve dönen öğretmenin sınıfına sıkça girip çıkması nedeniyle öğretmenin uyarısı “personele bağırıldığı” şeklinde yorumlanmıştır. Bu olay üzerine öğretmenden savunma istenmiştir. Göreve dönen matematik öğretmeninin bütün sınıfları elinden alınmıştır.  Başka bir öğretmenin grevden önce ders verdiği sınıflara geri dönmesi engellenmiştir. Göreve dönen öğretmenlerin hiçbiri, 12. Sınıfların mezuniyet törenine davet edilmemiştir. Oysa aynı törene greve katılmayan öğretmenler davet edilmiştir. Okulda şimdiye dek var olmayan giriş ve çıkışlarda imza uygulamasına geçilmiştir. İlginç olan bu uygulama sadece Türk öğretmenler için geçerli olmuştur.

Tüm bu olaylardan anlaşılmaktadır ki göreve dönen öğretmenler okulda derslerini veremez duruma getirilmek isteniyor. Öğretmenler ve eğitime destek veren personel arasındaki duvarlar yükseltilmekte, aralarındaki en insani ilişki olan selam sabah kesilmekte, öğretmenler çeşitli girişimlerle kışkırtılmaya çalışılmakta, tepki veren öğretmenler hakkında uyarı, savunma isteme gibi yaklaşımlarla işten çıkarma gerekçeleri oluşturulmaktadır. Kışkırt- tepki versin- soruşturma başlat- işten at! Giuseppe Finocchiaro’nun öğretmenlere yaklaşımı eğitimci kimlikten yoksundur. Okulda toksik bir iklim oluşturulmaya çalışıyor. Ancak okul ikliminin bozulması tüm öğretmenleri etkiler; okul müdürünün bilmediği şey bu?

Toksik okul iklimi tüm öğretmenleri zehirler!

Toksik iklim, bir kurumda, okulda, işyerinde ya da toplumsal çevrede insanların kendilerini güvende, değerli ve saygın hissetmedikleri; korku, baskı, güvensizlik ve çatışmanın yaygın olduğu ortamları ifade eder. Toksik bir iklimin başlıca özellikleri şunlardır. Korku kültürü ile insanlar düşüncelerini açıkça ifade etmekten çekinir. ⁠Güvencesiz ortam içinde çalışanlar ya da üyeler birbirlerine ve yönetime güvenmez. Mobbing ve dışlama ile farklı düşünenler hedef alınır, yalnızlaştırılır veya cezalandırılır. Keyfi yönetimle kurallar herkese eşit uygulanmaz; kişilere göre değişir. Şeffaflık eksikliği ile kararlar kapalı kapılar ardında alınır. ⁠Sürekli stres ve kaygı ile insanlar hata yapma korkusuyla hareket eder. ⁠Dedikodu ve kutuplaşma ile açık iletişim yerine söylentiler ve kamplaşmalar yaygındır. Emeğin değersizleştirilmesiyle başarılar görünmez kılınır, emek takdir edilmez. Yüksek devir ve tükenmişlikle insanlar kurumdan ayrılmak ister ya da duygusal olarak geri çekilir. Nihayetinde hak aramanın cezalandırılmasıyla sendikal faaliyetler, eleştiri veya itirazlar tehdit olarak görülür. Empati eksikliğiyle insanların ihtiyaçları ve duyguları dikkate alınmaz. Sorumluluğun aşağıya yüklenmesiyle yapısal sorunlar bireylerin hatası gibi gösterilir. Bugün grev sonrasında öğretmenlerin tek tek işten çıkarılması, hangi hukuki kılıfa sokulursa sokulsun, kurum içinde ve kamuoyu nezdinde tek bir anlam taşımaktadır: haklarını kullanan öğretmenlerin cezalandırılması.

Giuseppe Finocchiaro gerçekte ne yapmış oluyor?

Giuseppe Finocchiaro’nun ortaya çıkardığı ve önünü açtığı toksik iklim, sadece grevden dönen öğretmenleri etkilemez. Tüm öğretmenlerde mesleki tükenmişlik, sessizlik, yaratıcılık kaybı, dayanışmanın zayıflaması ve öğrencilerin eğitim hakkının olumsuz etkilenmesi gibi sonuçlar doğurur. Uzun süre devam ettiğinde kurumun pedagojik ve etik niteliğini sürekli aşındırır. Kısaca, sağlıklı bir okulun temelinde güven, adalet ve katılım varken; toksik iklimin temelinde korku, keyfilik ve güvensizlik bulunur.

Bir eğitim bilimci olarak kendisine tavsiyem şudur: Bir okul müdürü olarak müdürlüğünüzü sorgulayınız. Çünkü eğitim yöneticiliği yalnızca okul bütçesini yönetmek, ders programı yapmak veya idari yazışmaları yürütmek değildir. Bir okul müdürünün en temel görevi, okulun etik ve demokratik meşruiyetini korumaktır. Bugün yaşananlar ise tam tersine, okulu demokratik değerlerden uzaklaştıran bir sürece işaret etmektedir. Öğretmenler grev yaparak suç işlemediler. Bir lütufta bulunulmasını talep etmediler. Ulusal ve uluslararası hukuk tarafından tanınan en temel haklarından birini kullandılar. Eğer bu hakkın kullanımının ardından öğretmenler işlerini kaybediyorsa, burada yalnızca işten çıkarma değil, sendikal hakların fiilen cezalandırılması söz konusudur. Daha da vahimi, bu tasfiyenin toplu değil, tek tek yapılmasıdır.

Bu yöntem yeni değildir. Tarih boyunca örgütlü emeği kırmak isteyen işverenler aynı yolu izlemiştir. İnsanları bir gecede topluca kapının önüne koymak yerine, onları yalnızlaştırarak, birbirinden kopararak ve sırayla hedef alarak korku yaratmaya çalışmışlardır. Amaç açıktır: “Bugün onu attık, yarın seni de atabiliriz.” Bu yalnızca işten çıkarılan öğretmenlere değil, okulda kalan bütün çalışanlara gönderilmiş bir tehdittir.

Belki hukuki dosyalarda farklı gerekçeler yazılacaktır. Belki performans, yeniden yapılanma ya da başka bahaneler öne sürülecektir. Ancak herkes gerçeği görmektedir. Çünkü zamanlama tesadüf değildir. Grevden sonra başlayan tasfiye dalgası, bir yönetim tercihini ortaya koymaktadır. Bir eğitim kurumu için bundan daha ağır bir tablo düşünülebilir mi? Öğrencilerine demokrasiyi anlatan bir okul, kendi öğretmenlerinin demokratik haklarını cezalandırıyorsa; eleştirel düşünceyi öven bir kurum, hak arayan çalışanlarını susturmaya çalışıyorsa; özgürlükten söz eden bir yönetim, grev yapan öğretmenleri işsiz bırakıyorsa burada büyük bir ahlaki çelişki vardır.

Öğrenciler her şeyi görüyor!

Öğrencileriniz her şeyi görüyor. Onlar yalnızca sınıfta anlatılan dersleri dinlemiyor. Kurumun nasıl davrandığını da izliyorlar. Ve bugün öğrendikleri şey şu olabilir: Güçlü olan haklıdır. Hak aramak risklidir. İtiraz eden bedel öder. Bir okul müdürünün mirası, yalnızca mezun ettiği öğrencilerle değil, yönettiği kurumda bıraktığı etik iklimle ölçülür. Bugün oluşan iklim ise güvenin değil korkunun, diyaloğun değil cezalandırmanın, eğitimin değil otoritenin iklimidir. Sizden beklenen, bu sürecin seyircisi olmak değil, sorumluluğunu üstlenmektir.

Çünkü müdürlük makamı yalnızca yetki değil, hesap verebilirlik makamıdır. Kurum içinde yaşanan her adaletsizlik, her ayrımcılık ve her yıldırma girişimi aynı zamanda yönetsel bir sorumluluk meselesidir. Bugün işten çıkarılan her öğretmenle birlikte yalnızca bir emekçi işini kaybetmiyor; kurumun itibarı, güvenilirliği ve etik meşruiyeti de yara alıyor. Grev sonrasında öğretmenleri tek tek tasfiye etmek, bir yöneticilik başarısı değildir. Bu, güç kullanabilmenin gösterisidir. Oysa eğitim tarihi bize şunu öğretmiştir: Güç korku yaratabilir, ama saygı yaratamaz. İnsanları susturabilir, ama haklılığın sesini ortadan kaldıramaz.

Sorulması gereken soru artık şudur: Toplu sözleşme imzalandığı halde öğretmenler neden işlerinden olmaktadır? Eğer grev sona ermişse bu tasfiye neden sürmektedir? Eğer çalışma barışı hedefleniyorsa bu korku iklimi neden üretilmektedir? Ve en önemlisi; bir eğitim kurumunun yöneticileri, öğrencilerine hangi dersi vermektedir? Çünkü öğretmenlerini hak aradıkları için cezalandıran bir kurumun başındakilerin, gençlere demokrasi, adalet ve insan hakları konusunda inandırıcı sözler söylemesi imkansızdır.

Tarih, makam sahiplerini değil, haksızlık karşısında ses çıkaranları hatırlar. Bugün yaşananlar da yalnızca bir işten çıkarma süreci değil; bir eğitim kurumunun hangi değerlerin yanında duracağını belirleyen bir sınavdır. Ve bu sınavın sonucu, işten çıkarılan öğretmenlerin dosyalarında değil, okulun vicdanında, okulun tarihinde yazılacaktır.

https://t24.com.tr/yazarlar/nejla-kurul/italyan-lisesi-muduru-giuseppe-finocchiaronun-son-hamlesi-ogretmenleri-isten-cikarmak,55746?_t=1782112274161

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

Başa dön tuşu