Emeğin NabzıManşet Haberler

TÜİK’in Enflasyon Sepeti ile Emekçilerin Buzdolabı Dolmuyor!

“Enflasyon düşecek” masalları yeni yılın ilk aylarında bir kez daha hayatın gerçeklerine çarparak dağıldı. TÜİK tarafından açıklanan Ocak 2026 enflasyon verisi %4,84; Şubat 2026 enflasyon verisi ise %2,96 olarak gerçekleşti.

TÜİK’e göre Şubat 2026’da aylık 2,96 olan enflasyon, İTO’nun hesaplarına göre %3,85; ENAG’ın hesaplarına göre ise %4,01 olarak gerçekleşti. Merkez Bankası Başkanının yılın ilk iki ayında enflasyonun “dalgalanabileceğine” dair açıklaması, aslında yüksek enflasyonun ilk habercisiydi. Zira eğer rakamlar düşük gelecek olsaydı, dalgalanma değil müjde olarak duyurulurdu.

Üstelik 2026 yılında Yeniden Değerleme Oranı (YDO) geçen yıla göre çok daha düşük (%25,49) ve vergi artışları da YDO’nun altında tutuldu (%18,95). Buna rağmen yılın ilk ayında %4,84; ikinci ayında ise %2,96 gibi yüksek bir orana ulaşılmış olması, enflasyonun artık kontrol edilemez bir evreye girdiğini gösteriyor. 2026 yılının, emekçiler için bir iyileşme yılı değil, çok daha zorlu bir geçim savaşının başlangıcı olacağı anlaşılıyor.

Piyasalar İyimser, Mutfakta ise Yangın Var: Güven Erozyonu Rakamlara Yansıdı

Ekonomi yönetimi ve sermaye çevrelerinin dünyası ile işçi sınıfının mutfağı arasındaki uçurum, Merkez Bankası tarafından hazırlanan “Sektörel Enflasyon Beklentileri” raporunda tüm çıplaklığıyla görülüyor.

Beklenti Grubu 12 Ay Sonrası Enflasyon Tahmini (%) Aylık Değişim (Puan)
Piyasa Katılımcıları 22,10 0,10 (Azalış)
Reel Sektör 32,00 0,90 (Azalış)
Hane Halkı 48,81 0,00 (Değişim Yok)

Bu tablo, Türkiye’deki sınıfsal ayrışmanın matematiksel kanıtıdır. Piyasa katılımcıları enflasyonun %22’ye düşeceğini hayal ederken, halkın beklentisi %48,81 seviyesinde çakılı kalmış durumdadır. Daha da vahimi, halkın geleceğe dair umudunun tamamen çökmesidir. Gelecek 12 ayda enflasyonun düşeceğine inananların oranı bir önceki aya göre 4,63 puanlık sert bir düşüşle %20,33 seviyesine gerilemiştir. Başka bir deyişle her 5 kişiden 4’ü fiyat artış hızının azalacağına artık inanmıyor (TCMB Veri Yönetişimi Ve İstatistik Genel Müdürlüğü, Anketler Ve Endeksler Müdürlüğü, Şubat 2026. https://www.tcmb.gov.tr/wps/wcm/connect/6325af8e-24a6-446d-abc8-49bb8e9f3b6b/SEB-Rapor.pdf?MOD=AJPERES&CACHEID=ROOTWORKSPACE-6325af8e-24a6-446d-abc8-49bb8e9f3b6b-pOesGgh).

Piyasa katılımcılarının iyimserliğinin aksine, halkın mutfağında yangın devam ediyor. Visualcapitalist tarafından yayımlanan verilerde, 2026 yılında Türkiye’nin %25,1 ile gıda fiyatları en fazla artan 3. ülke konumunda olacağı görülüyor:

İran ve Arjantin gibi kronik ekonomik krizlerle veya ağır yaptırımlarla boğuşan ülkelerin hemen ardından gelmesi, Türkiye ekonomisinin “gelişmiş” veya “gelişmekte olan” diğer pek çok ülkeden negatif yönde ayrıştığını gösteriyor. Tabloda Türkiye’nin altında yer alan Haiti, Malavi ve Nijerya gibi ülkeler, genellikle iç savaşlar, derin siyasi istikrarsızlıklar veya altyapı yetersizlikleri ile anılan ekonomiler. Savaşın doğrudan içinde olan Ukrayna’nın listenin sonunda (%9,2) yer alması, Türkiye’deki gıda enflasyonunun sadece dışsal faktörlerle açıklanamayacağını, yapısal ve içsel bir sorun olduğunu gösterirken ülkenin satın alma gücü ve gıda güvenliği açısından ciddi bir alarm veriyor. Gıda enflasyonunun genel enflasyonun üzerinde seyretmesi, özellikle dar gelirli emekçilerin bütçesinde gıdaya ayırdığı payın artması ve dolayısıyla yaşam standartlarının düşmesi anlamına geliyor.

TÜİK’in Sepeti: Banyo Paspası Karın Doyurmuyor!

TÜİK, 2026 yılıyla birlikte tüketici sepetinde yaptığı değişikliklerle de gündeme geldi (TÜİK Tüketici Fiyat Endeksi Ana Grup ve Temel Başlık Ağırlıkları (2003=100) Ankara: 2025; (TÜİK, Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) Mal ve Hizmet Sepeti ve Ağırlıkları (2025=100) Ankara: 2026). Bu değişiklikleri emekçinin enflasyonu açısından değerlendirdiğimizde, karşımıza oldukça tartışmalı bir tablo çıkıyor. Örneğin; “elektrikli araç şarj ücreti” veya “kurye hizmeti” gibi kalemlerin eklenmesi, modern tüketim kalıplarını yakalamak adına doğru olsa da sepetin bütünü ve maddelerin ağırlıkları emekçilerin enflasyonunu yansıtmaktan son derece uzak.

Enflasyon sepeti, bir kez daha ekonomik verilerin teknik olarak doğru olmasının, hayatın gerçeğini yansıttığı anlamına gelmediğini gösteriyor.

Konut ve kira ağırlığındaki sert düşüş

Bilindiği üzere konut ve kira harcamaları emekçilerin giderlerinin en büyük bölümünü oluşturur. Enflasyon hesabında konut ve kira harcamalarının ağırlığının da buna uygun olarak belirlenmesi beklenir. Konut ve kira harcamaları, emekçinin bütçesindeki en büyük deliktir. Ancak TÜİK, teknik bir operasyonla bu yükü kâğıt üzerinde hafifletti; konut grubunun ağırlığını %15,22’den %11,40’a düşürdü. Özellikle büyükşehirlerde bir emekçinin maaşının %30-50’sini kiraya verdiği bir dönemde, enflasyon sepetinde konutun ağırlığının azaltılması, açıklanan enflasyonun sokağın enflasyonundan biraz daha kopmasına neden oldu.

Gıdanın ağırlığı da azaltıldı

İktisat biliminde “Engel Kanunu”, gelir azaldıkça gıdaya ayrılan payın arttığına işaret eder. Bu olguya rağmen bir başka ana harcama kalemi olan gıda ve alkolsüz içecekler kategorisinin ağırlığı da %24,9’dan %24,4’e düşürüldü. Türkiye’de gıdanın sepet ağırlığının düşmesi, enflasyon hesabının giderek orta-üst sınıfın harcama alışkanlıklarına göre tasarlandığını kanıtlıyor.

Özetle TÜİK’in sepeti, ortalama bir Türkiye profili çizmeye çalışsa da gelirinin neredeyse tamamını barınma ve beslenmeye ayıran dar gelirliyi temsil etmekten uzaklaşıyor, daha çok orta-üst gelirlinin tüketim alışkanlıklarına yaklaşıyor.

Hedefler ve gerçekler: %16 artık bir hayal

2026 yılına girmeden önce yılsonu enflasyon hedefi %5 olarak belirlenirken, Orta Vadeli Programda ve TCMB’nin Enflasyon Raporunda %16 olarak tahmin edilmişti. TCMB bu yeni raporunda 2026 yılsonu enflasyon tahminini %16 olarak korumaya devam etti. Ocak ve Şubat ayı enflasyon verisiyle birlikte bu tahmin ve hedeflerin matematiksel olarak tutmasının imkânsız olduğu ortaya çıktı. Zira basit bir hesapla %16 hedefine ulaşmak için yılın kalan 10 ayında aylık artışın ortalama %0,72’yi geçmemesi gerekiyor.

Son olarak 28 Şubat’tan itibaren ABD ve İsrail’in İran’a başlattığı saldırılar tırmanarak sürüyor ve tüm Bölgeye doğru yayılıyor. Bu savaşın başta petrol ve gübre fiyatları olmak üzere çok sayıda önemli girdinin fiyatlarını artırması kaçınılmaz. Bu da enerji ve hammadde açısından dışa bağımlı bir ülke olan Türkiye’de üretim maliyetlerinin ve enflasyonun daha da artacağının bir göstergesidir.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu