Çocuk Yoksulluğuna Karşı Okullarda Bir Öğün Ücretsiz Öğle Yemeği

Nejla KURUL T24 de yazdı.
Dünya Okul Beslenme Raporuna göre (2025) son dört yılda ulusal okul yemek programlarından yararlanan çocuk sayısı yaklaşık 80 milyon artarak, dünya genelinde toplam 466 milyon çocuğa ulaştı. Dünyadaki okul yemeklerinin neredeyse yarısı ücretsiz. Bu programların çoğu gelişmekte olan ülkelerde yürütülüyor. Ancak çocuk yoksulluğu sadece azgelişmiş ekonomilerin değil, gelişkin ekonomilerin de bir sorunu Türkiye’de yoksulluk tırmanışta ve bu olgu haliyle çocuk yoksulluğunu artırıyor. 12 Mart dünya okul yemeği günü ile bağlantılı olarak bu sorunu işlemeli ve ne yapabileceğimizi düşünmeliyiz. Kamuoyunun; evinden ve mahallesinden dışarı çıkamayan çocukların yoksulluğunu görmesi, anlaması ve önlemler alması mümkün değil. Hele şehirler, mahalleler sınıfsal olarak bu denli ayrışmışken. Neoliberal çok merkezli kentler, toplumsal sınıfsal olarak o kadar ayrışmıştır ki “bize yaşadığınız semti söyleyin, size içinde bulunduğunuz toplumsal sınıfsal katmanı söyleyelim dercesine kentsel bölünmelerle karşı karşıyayız.
Kapitalizm ayrımlar, hiyerarşiler, eşitsizler olmadan ayakta kalamaz. Kapitalist sistemde en azından gelirin adil bölüşümü ile etkin ekonomik ve sosyal politikaları yaşama geçirmeden kapitalist piramidin en altında yaşayanların asgari bir refah düzeyine ulaşması mümkün olmaz. Yoksulluğun üzeri kolayca örtülemez. Çocuk ve hanenin yoksulluğunun, eğitimin zorunlu olması nedeniyle ilk fark edilebileceği yerler okullardır; okullar her hane ile bağ kurmuş en yaygın bir kamu hizmeti veren kurumlardır; ayrıca yoksulluk öğretmenlerin gözünden kaçmaz. Yeterli düzeyde beslenemeyen ve temiz su içemeyen çocukların hal ve hareketlerini ilk öğretmenler görür, çocuk hastalandığında ise doktorlar. Başı ağrıyan, kafasını sıradan kaldırmayan, derse yoğunlaşma sorunu yaşayan, kantine gidemeyen, okul tuvaletlerinden su içen ve karnı guruldayan çocukların önemli bir kısmı yoksulluğun pençesindedir.
Bu hafta içinde sosyal medyada 12 Mart Dünya Okul Yemeği Günü görselleriyle karşılaştık. Uzunca zamandır okullarda bir öğün ücretsiz öğle yemeği tartışmaları sürüyor. Çocuğun hakları ve yararını savunan siyasal partiler, eğitim sendikaları, sivil toplum örgütleri, bu konuda etkin bir kişi olarak Hacer Foggo çocukların beslenmesini ciddi bir toplumsal mücadeleye dönüştürdüler. Merkezi yönetim bütçesinin görüşüldüğü dönemlerde bütçe hakkı bağlamında, okulda bir öğün ücretsiz öğle yemeği talebine ilişkin yoğun tartışmalar oldu. Dünyada Okul Yemekleri Koalisyonu halen etkin bir şekilde bu sorunu çözmek için mücadele veriyor. Ana muhalefet partisi CHP, yoksulluğun geldiği düzeyi ve çocuk yoksulluğunu anlamak için TBMM’ne soru önergesi verdi. Yine CHP okullarda çocuklara bir öğün öğle yemeği verilmesine ilişkin kanun teklifini TBMM’ne sundu; ancak bu teklifler Ak Parti ve MHP oylarıyla reddedildi[1]. Tüm bu çabalara karşın siyasal iktidar bir adım atmadı ve çocukların açlığı sorunu olduğu yerde duruyor.
Siyasal iktidar ve özelde MEB’in okullarda ücretsiz öğle yemeği kanun teklifine muhtemel ret gerekçelerinden ilki, en önemlisi ve görünür olanı bütçe kısıtlarıdır. Siyasal iktidar ret oyu kullanarak çocukların gelişimi ve gelecekteki sağlıkları için bütçede yeterli kaynağın olmadığını, bu konunun öncelikleri arasında olmadığını belirtmiş olmaktadırlar. Yani “kaynak olsa dükkan sizin” demiş olmaktadır. Bu durumda hak savunucuları olarak siyasal iktidarın toplayabilecekken vazgeçtiği vergi gelirlerinin hesabını sorabilmeliyiz.
Siyasal iktidar, 2026 yılı merkezi yönetim bütçesinde, bazı vergilerden vazgeçerek siyasal tercihini büyük sermayeden yana kullanmıştır. Yani Hükümet tercihini yoksul çocuklardan yana kullanarak sosyo-ekonomik düzeyi en düşük olan okullardan başlamak üzere ücretsiz okul yemeği programında kullanabileceği 3,6 trilyon TL değerinde vergiyi, vergi istisnası, indirimi ve muafiyeti adı toplamaktan vazgeçmiştir.[2] Vergi almadığı kesim ülkenin büyük sermayesidir, yani ultra zenginleridir. Siyasal iktidarın vazgeçtiği kesimler ise ailelerinin yoksulluğunu okullar da bile unutamayan çocuklardır.
Milli Eğitim Bakanlığı, okullarda bir öğün ücretsiz öğle yemeği politikasını ve uygulamasını yaşama geçirilebilir mi? Evet, siyasal iktidar, merkezi yönetim bütçesi tercihlerinde kimi esaslı değişiklikleri yaparak bu uygulamayı hayata geçirilebilir. Ancak bunu yapmıyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın okullarda ücretsiz öğle yemeği uygulamasını başlatmamasının derinlerdeki diğer nedenlerini tartışmaya devam edelim.
İlk olarak diyelim ki MEB eğitimde eşitlik ilkesinden yol çıkarak zorunlu eğitim gören tüm öğrencilerin tamamına ücretsiz öğle yemeği vermesinin bütçe sınırlılıkları nedeniyle mümkün olamayacağını, bu uygulamaya bazı okullardan başlamaları durumunda da dışarıda kalan öğrencilerin bu haktan yararlanamayacağı için Anayasanın 10. Maddesinde yer alan “kanun önünde eşitlik” ilkesine aykırı bir uygulama olacağını söyleyebilir. Madde 10: “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inan, din, mezhep ve benzeri sebeplerle kanun önünde eşittir.” Ancak eşitlik ilkesi herkes için aynı uygulamanın yapılması gerektiği anlamına gelmez. Farklı olana, örneğin kent yoksulları veya köy okullarına devam eden çocuklardan başlamak üzere yoksulluk nedeniyle farklı olanlar için farklı uygulamalar yürütmek eşitliğin, eğitim hakkını eşitlemeye çalışmanın bir gereğidir. Ayrıca hane halkına yapılan sosyal yardımlar da bu bağlamda değerlendirilebilir ve uygulanmaktadır.
İkincisi, MEB, okulların bir öğün ücretsiz öğle yemeği gereksinmesi kadar önemli sorunları olduğunu, önceliği bu sorunların çözülmesine ayırdıklarını ifade edebilir. Örneğin kalabalık okullar, kalabalık sınıflar, ikili öğretim, devamsızlık, enflasyon karşısında eriyen öğretmen ücretleri vb. sorunları açıkça da belirtebilir. Türkiye’de devlet okullarında eğitimin niteliğinin düştüğüne ilişkin pek çok gösterge bulunmaktadır. Bunun enflasyon karşısında eğitim emekçilerinin ücretlerinin ve bu bağlamda öğretmen motivasyonunun düşmesi, okulların ve sınıfların kalabalık olması, ilkokullarda %40 ve ortaokullarda %35.6; genel ortaöğretimde %7 olan ikili öğretimin[3] hala devam etmesi, okullarda yeterli rehber öğretmen bulunmaması, sosyal hizmet uzmanlarının yer almaması, eğitim ortamları ve araç gereçlerinin yetersizliği gibi eğitimin finansmanı ile ilgili doğrudan ilgili yönleri vardır. 2023 yılı sonunda Türkiye’de 4 milyon 733 bin öğrenci 30’dan fazla öğrencisi olan şubelerde öğrenim görmektedir (ilkokullarda %31,9 ortaokullarda %35,7 oranında). 2023-2024’te zorunlu eğitim çağındaki yaklaşık 613 bin çocuk okul dışında kalmıştır. Bunlar siyasal iktidarın, çeyrek yüzyıldır iktidarda bulunmasına rağmen çözmediği/çözemediği sorunlardır. Ancak çocuk yoksulluğu da ciddi bir sorundur. Bu nedenle yoksulluğun derinleşmesi ile birlikte okullarda ücretsiz öğle yemeği talebi yükselmiştir.
Bakanlığın sorunları bu denli açık biçimde ortaya koymadığını biliyoruz; ancak böyle bir açıklama yapsaydı bizleri bir sorun olarak “okullardaki açlık” mı yoksa “okul ortamlarını iyileştirme ve nitelikli bir eğitim mi” biçiminde bir ikilemin içine düşürebilirdi. Bu yönde bir açıklama pek çok kişinin kafasını karıştırmaya yeterlidir. Bu durumda da çözümün ne olduğunu ve hangi çocuklardan söz ettiğimizi netleştirmeye çalışırdık. Bazı çocuklar açlık ve okullarda susuzluk içinde eğitimini sürdürmeye yaşarken bazı çocukların nitelikli bir eğitim alması olgusunu nasıl eşitlik ve adalet ilkeleri temelinde bütçe yoluyla nasıl çözerdik?
Milli Eğitim Bakanlığının elinde okulların sosyo-ekonomik durumunu gösteren bir harita var. Okulların sosyo-ekonomik düzeyleri tek tek çıkarılmış durumda, çeşitli eğitim politikaları hayata geçirilirken bu harita dikkate alınıyor. Diğer bir deyişle okullar arası eşitsizlikler bir hayli belirgin, derin ve yaygın. Bakanlık bu verileri paylaşmasa da yapılan bilimsel araştırmalar yoluyla bu sorunların varlığı belirlenebiliyor.
Şerife Çiçek (2021), okullarda yoksul öğrencilere okul bütçesi dışında yapılan yardımları değerlendirmiştir. Araştırma, toplumsal sınıfsal olarak kentsel ayrışmadan etkilenen okulların sosyal ve ekonomik durumunu ortaya koymaktadır ve adeta “bana mahalleni söyle sana okulundaki yoksul öğrencilerin oranını söyleyeyim” sözünü doğrulamıştır. Okul yöneticilerinin görüşlerine göre bazı okullarda öğrencilerin çok büyük bir kısmı yoksul çevreden gelirken; bazı okullarda yoksul öğrenci oranı %1’lere kadar düşmektedir.[4] Anlaşılıyor ki neoliberal kentleşme, toplumsal sınıfsal ayrışmayı mekânsallaştırır; yoksulluk mekânsal hale gelir ve kamusal eğitimi doğrudan etkiler.
Araştırma grubunda yer alan okul yöneticilerinin görev yaptıkları bu okulların bulunduğu yakın çevrenin sosyal ve ekonomik düzeyi (SED) birbirlerinden farklılık göstermektedir. Yani okullar arasında eşitlik, denklik sağlanamamıştır. Buna göre, çalışmada bulunan 12 ilkokulun 4’ü alt SED, 4’ü orta SED, 4’ü de üst SED de bulunmaktadır. Yine aynı şekilde ortaokulda görev yapan okul yöneticilerinin görev yaptıkları okulun yakın çevresinin SED’ine bakıldığında ise, bu okulların 4’ü alt SED, 4’ü orta SED ve 4’ü de üst SED’ de görev yapmaktadır. SED’i düşük ailelerin yoğunlukta bulunduğu bölgelerdeki okullarda yoksul öğrencilerin yüzdelik oranları oldukça yüksektir. Alt SED’deki ilkokullarda ve ortaokullarda görev yapan okul yöneticilerinin tamamı bu öğrencilerin okul mevcuduna ortalama oranının %80’nin üzerinde olduğunu belirtmiştir. Okul mevcuduna oranı değerlendirildiğinde okul yöneticileri alt SED’deki yoksul öğrenci sayılarının bazen okulun tamamını da kapladığını ifade etmiştir. Alt SED’deki ilkokulda yer alan okul müdürü, okulundaki yoksul öğrenci oranının %100 olduğunu bildirmiştir. Ancak üst sosyo ekonomik düzeyde bir okulun içinde %3’lük çok yoksul, açlık ve susuzluk tehlikesi ile karşılaşan öğrenciler olduğu, orta SED’li okullarda ise yoksul öğrencilerin oranı %30’lara yaklaşmaktadır. Bu ve benzeri konuları inceleyen araştırmalar okulların nasıl toplumsal sınıfsal bağlamda mekânsal olarak ayrıştıklarını ortaya koymaktadır.
Peki kent yoksullarının yaşadığı bir mahallenin okulunda yoksul “yardıma muhtaç öğrencilerin oranı yüzde 80 ise bu olguyu nasıl değerlendirebiliriz? Nereden başlamalıyız? Çocuk yoksulluğu, açlık ve susuzluk sosyo-ekonomik düzeyi düşük okullarda çözümü gereken birinci mesele değil midir? Maslow’un gereksinmeler hiyerarşisinde fizyolojik ihtiyaçlar ilk olarak karşılanması gerekenlerdir. Ücretsiz öğle yemeği programlarına etkili bir plan ve program dahilinde bu okullardan başlansa çok ciddi kazanımlar olur: Okula devam artar, ücretsiz öğle yemeği programından dolayı bu okullar tekli öğretime daha hızlı geçebilir. Okullarda ücretsiz bir öğün yemek verilmesi, çocukların fiziksel büyümesini, bağışıklığını, zihinsel performansını ve genel sağlığını destekleyen güçlü bir sosyal politika aracıdır.
Dünya Gıda Programının (WFP) çalışmalarına göre okul yemeği programlarının çocuklara ve topluma katkıları şunlardır[5]:
Eğitimi desteklemek: Okula devamlılığı, konsantrasyonu ve öğrenmeyi artırmak. Bu, çocukların eğitimini destekler; bu da onların potansiyellerine tam olarak ulaşmalarını sağlayarak hem kendilerine hem de daha geniş topluma fayda sağlar.
Sağlık ve beslenmeyi iyileştirir: Temel besin maddelerini sağlar ve sağlıklı beslenme alışkanlıklarını teşvik eder; mikro besin eksikliklerini giderir ve yetersiz beslenme, aşırı kilo ve mikro besin eksiklikleriyle mücadeleye yardımcı olur.
Kız çocuklarını güçlendirir: Aileleri, özellikle ergenlik döneminde kız çocuklarını okula göndermeleri ve okulda kalmalarını teşvik eder. Bu, erken evlilik ve hamileliği önlemeye yardımcı olabilir ve yaşam boyu yoksulluk ve dışlanma risklerini azaltabilir.
Yerel ekonomileri ve gıda sistemlerini canlandırmak: Okullarda yetiştirilen ürünlerle okul beslenmesini destekleyerek küçük çiftçileri desteklemek. Bu, ticareti ve gelirleri artırır, istihdam yaratılmasına yardımcı olurken, iklim dostu tarımı ve çeşitli, besleyici ve kültürel açıdan uygun gıdaları destekler.
2025 Avrupa Birliği raporuna göre, okul yemek programlarına yapılan yatırımların getirisi en az yedi katına çıkarak, harcanan her 1 avro için 34 avroya kadar ulaşabileceği tahmin ediliyor. Bu nedenle de besleyici ücretsiz okul yemekleri sağlamak, çocukların refahını sağlamak için hükümet politikasının temel taşlarından birini oluşturuyor. Bu, tüm dünyada yoksulluğu azaltmak için bir önlem olarak kullanılıyor. Ayrıca bir çocuğun beslenmeye erişimi ve beslenmesini sağlamak için devlet desteği alması temel bir insan hakkıdır.
Dünya Okul Beslenme Raporuna göre (2025) son dört yılda ulusal okul yemek programlarından yararlanan çocuk sayısı yaklaşık 80 milyon artarak, dünya genelinde toplam 466 milyon çocuğa ulaştı.[6] Dünyadaki okul yemeklerinin neredeyse yarısı ücretsiz. Bu programların çoğu gelişmekte olan ülkelerde yürütülüyor. Ancak çocuk yoksulluğu sadece azgelişmiş ekonomilerin değil, gelişkin ekonomilerin de bir sorunu.
Çocuk yoksulluğu Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri. Okul yemeği programları çocukların birincil gereksinmelerini karşılamak için alınabilecek en önemli tedbirler arasında yer alıyor. Ülke 2023 yılında çocuk gelir yoksulluğu sıralamasında 39 ülke arasında 37. sırada yer aldı (sadece Türkiye ve Kolombiya’nın üstünde bulunuyor). Buna karşılık, aynı ülkede yetişkin yoksulluk oranı OECD ortalamasına yakın ve 39 yüksek gelirli ülke arasında 23. sırada yer alıyor. Bu, yetişkin yoksulluk düzeyleri nispeten düşük olsa bile çocuk yoksulluğunun yüksek olduğunu ortaya koyuyor. Diğer taraftan, günde bir öğün ücretsiz okul yemeğinin dahi verilemediği Türkiye gibi ülkelerde çocuklar yoksullaşmanın da ötesinde eksik beslenme ve açlık sorunlarıyla karşı karşıya kalıyorlar.
Türkiye’de resmi görüş bunun tam aksini iddia ediyor. Örneğin TÜİK’in “Çocuk Sağlığı ve Yoksunluğu Modülü” adlı özel konulu çalışmasına göre[7], Türkiye’de hane halklarının sadece %9,2’sinde çocuklar maddi yetersizlik nedeniyle yeni giysilere sahip olamadı. Bu çalışmaya göre, 15 yaş ve altı tüm çocukların yeni giysilere sahip olduğu hane halkı oranı %88,6 iken maddi yetersizlik nedeniyle çocukları yeni giysilere sahip olmayan hane halkı oranı %9,2 ve diğer nedenlerle sahip olmayan hane halkı oranı ise %2,2 olarak gerçekleşti. Hane halkında yaşayan tüm 15 yaş ve altı çocukları günde en az bir kez taze meyve ve sebze tüketen hane halkı oranı %86,7 iken maddi yetersizlik nedeniyle çocukları günde en az bir kez taze meyve ve sebze tüketemeyen hane halkı oranı %10,0, diğer nedenlerle tüketemeyen hane halkı oranı ise %3,3 olarak tahmin edildi. Çocukları için evden uzakta bir haftalık tatil masrafını karşılayabilen hane halkı oranı %51,2 iken maddi yetersizlik nedeniyle evden uzakta bir haftalık tatil masrafını karşılayamayan hane halkı oranı %22,2 ve diğer nedenlerle karşılayamayan hane halkı oranı ise %26,6 olarak gerçekleşti.
Okullarda bir öğün ücretsiz öğle yemeği programları eğitimde eşitliği sağlamanın ilk adımlarından biri. Bunun için yeryüzü ölçeğinde önemli çalışmalar yürütülüyor. Uluslararası Okul Yemekleri Koalisyonu’na üye 113 ülke, 2030 yılına kadar her çocuğun okulda sağlıklı ve besleyici bir yemeğe ulaşmasını sağlamak için çalışma yürütüyor. Ne yazık ki Türkiye bu koalisyonun içinde resmi olarak yer almıyor. [8] Sivil toplum kuruluşları, siyasal partiler, eğitim sendikaları, bağımsız eğitimciler, uzun süredir ücretsiz okul yemeği çağrısı yapıyorlar; ancak bu yönde kalıcı bir uygulama henüz hayata geçirilmiş değil. Bu konuda daha çok çalışma yürütmeliyiz ve ücretsiz okul yemeği sağlamanın eğitim hakkını bir parçası olduğunu anlatmaya devam etmeliyiz.
[1] https://www.evrensel.net/haber/533832/okullarda-bir-ogun-ucretsiz-yemek-onerisi-akp-mhp-oylariyla-reddedildi
[2] Mustafa Durmuş (2025) “2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi” Ekonominin ve Emeğin Nabzı Bülteni, Ankara: Tez-Koop-İş Sendikası Yayınları, Aralık, Sayı 15.
[3] https://tedmem.org/storage/publications/April2025/RsyTd5Ck0u5TlAUQd7yS.pdf, Erişim Tarihi: 2 Şubat 2026.
[4]Şerife Çiçek (2021) “Okullarda yoksul öğrencilere okul bütçesi dışında yapılan yardımların değerlendirilmesi” Kastamonu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, s.165-166.
[5] https://www.wfp.org/school-meals
[6]https://docs.wfp.org/api/documents/WFP-0000168637/download/
[7] https://veriportali.tuik.gov.tr/tr/press/57934
[8] https://www.evrensel.net/haber/5974843/12-mart-dunya-okul-yemekleri-gununde-aci-tablo-milyonlarca-cocuk-derslere-ac-ve-susuz-giriyor
https://t24.com.tr/yazarlar/nejla-kurul/cocuk-yoksulluguna-karsi-okullarda-bir-ogun-ucretsiz-ogle-yemegi,54290#goog_rewarded



