Eğitim-AraştırmaEmeğin Nabzı

Ekim 2026 Enflasyon Analizi: Enflasyon Kalıcı Hale Gelirken, Emek Gelirleri Erimeye devam ediyor

TÜİK, ENAG ve İTO tarafından hesaplanan aylık ve yıllık enflasyon oranları arasındaki fark sürüyor. TÜİK’in yıllık enflasyonu yüzde 29,77 iken bu oran ENAG’ın hesaplamalarında yüzde 45,12’ye çıkıyor. Diğer yandan Ekim ayında TÜİK de enflasyon artışının üzerini örtemedi. Eylül ayında 1,84 olan resmi aylık enflasyon oranı, Ekim ayında 2,58’e yükseldi (TÜİK, Tüketici Fiyat Endeksi, Ekim 2026, https://veriportali.tuik.gov.tr/tr/press/58291; ENAG, https://x.com/ENAGRUP/status/2106991524927942892; İTO , 3 Kasım 2026).

Asgari Ücret ve Emekli Aylığı Eridi

Enflasyon sepetinde en yüksek ağırlığa sahip harcama gruplarında yaşanan yıllık artışlar, konut ve faturalarda yüzde 40,24, ulaştırmada yüzde 36,39 ve gıdada yüzde 27,73 ile hayat pahalılığının omurgasını oluşturdu. Bu artışlar reel gelirleri hızla eritti: Ocak ayında 28.075 TL olan asgari ücret 22.012 TL’ye; en düşük emekli aylığı 20.000 TL’den 15.681 TL’ye geriledi. Böylece yılın 10 ayında, asgari ücretlinin toplam ücretinin 6,063 TL’si; emeklilerin ise 3.319 TL’si enflasyonla ceplerinden alındı.

Gelirlerdeki erime temel yaşam maliyetleriyle kıyaslandığında tablo daha da vahim bir boyut kazanıyor. Nitekim TÜRK-İŞ’e göre mutfak enflasyonunun 12 aylık yüzde 33,83 ve yıllık ortalamada yüzde 39,26 olduğu bir dönemde; dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 38.024 TL’ye, yoksulluk sınırı 123.856 TL’ye, bekâr bir çalışanın aylık yaşama maliyeti ise 49.124 TL’ye yükselmiş durumda (TÜRK İŞ, Ekim 2026 Açlık ve Yoksulluk Sınırı https://www.turkis.org.tr/turk-is-ekim-2026-aclik-ve-yoksulluk-siniri/,  03.11.2026). Bu veriler, hem asgari ücretlinin hem de emeklinin açlık sınırının fersah fersah altında hayatta kalma mücadelesi verdiğini gösteriyor.

Enflasyon kuşkusuz yalnızca Türkiye’nin değil, tüm dünyanın ortak problemi. Uluslararası kuruluşların verilerinde de altı çizildiği üzere; enerji şokları, yapay zekâ ve teknoloji yatırımlarının yarattığı maliyetler, küresel tedarik zincirlerindeki aksamalar ve artan konut harcamaları dünya genelinde fiyatlar üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Nitekim IMF tarafından hesaplanan küresel enflasyon ortalaması %4,7 seviyesinde seyrederken, ABD’den (%3,6) Almanya’ya (%2,4) ve İngiltere’ye (%3,3) kadar pek çok gelişmiş ekonomi de hayat pahalılığıyla mücadele halinde.

Türkiye Küresel Enflasyon Liginin En Üstlerinde Yer Alıyor

Ancak asıl sorun, dünyayı saran bu dalganın Türkiye’de yıkıcı bir fırtınaya dönüşmesinde yatıyor. Küresel ortalamanın %4,7 olduğu bir süreçte Türkiye, %31,2’lik tahmini enflasyon oranıyla dünya genelinde enflasyonun en yüksek seyrettiği 5. ülke konumunda yer alıyor. Benzer dışsal şoklara maruz kalan ülkeler süreci sınırlı artışlarla yönetebilirken; Türkiye’nin Venezuela (%467,9), İran (%78,6), Sudan (%41,3) ve Arjantin (%32,5) gibi derin yapısal sorunlar yaşayan ülkeler kategorisinde bulunması, sınıfsal tercihlere dayanan ekonomi politikalarının faturasının yakıcılığını ortaya koyuyor.

Küresel Sermayeye Hizmet Eden Tarım Politikaları Gıda Fiyatlarını Patlatıyor

Benzer bir durum gıda fiyatlarındaki değişimde de görülüyor. İklim krizi ve jeopolitik gerilimler nedeniyle gıda fiyatları küresel ölçekte risk altında olsa da Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine bakıldığında, dünyanın pek çok bölgesinde gıda fiyatlarının dengelenmeye başladığı; İsveç (-%5,7), Macaristan (-%4,0) ve Çin (-%1,6) gibi ülkelerde düşüş trendinin yakalandığı görülüyor. Buna karşın Türkiye, %24,2’lik gıda enflasyonuyla küresel sıralamada fiyatların en hızlı yükseldiği 4. ülke konumunda yer alıyor. İran, Arjantin ve Ruanda ile aynı grupta yer alan Türkiye’nin tarımsal potansiyeline rağmen mutfakta sürmeye devam eden büyük yangın; yapısal plansızlığın ve yanlış tarım politikalarının göstergesi olarak karşımıza çıkıyor.

Bu yangının halkın cebindeki yansıması ise hane halkı harcama sepetlerinde görülüyor. USDA (ABD Tarım Bakanlığı) verileri üzerinden hazırlanan küresel hane halkı tüketim harcamalarının dağılımı haritasına göre, hane halkı tüketim harcamaları içinde gıdanın payı ABD’de %6, İngiltere ve İrlanda’da %8, Almanya’da %12, Fransa’da %13 gibi düşük seviyelerde iken Türkiye’de ortalama %22 düzeyine çıkıyor. Yani Türkiye’deki ortalama bir yurttaş, Küresel Kuzey ülkelerine kıyasla gelirinin 2 ila 3 kat daha fazlasını yalnızca sofra kurabilmek için harcıyor. Gelirinin neredeyse tamamı barınma ve beslenmeye giden asgari ücretli ve emekli kesimde bu oran pratikte çok daha yukarıya çıkıyor.

Buna karşın, iktidar ve medyanın sunduğu “emekliye müjde” söylemleri bütçe gerçekleriyle örtüşmüyor. Bütçedeki sosyal güvenlik ödeneği yalnızca emekli aylıklarını değil, ikramiye ve sağlık harcamalarını da kapsadığından, vaat edilen artışlar 3-5 bin TL’lik sınırlı bir harçlıktan ibaret kalıyor. Dahası artışların 65 yaş, konut mülkiyeti ve hane geliri gibi kriterlere bağlanması, 1999’daki yaş şartı ve 2008’deki aylık bağlama oranı düşüşünün ardından emeklilik sistemindeki üçüncü büyük tahribat niteliğinde. Bu model, primle kazanılmış anayasal bir hakkı muhtaçlık kriterine bağlı bir sadaka ve sosyal yardım sistemine dönüştürüyor; 65 yaş altı çalışabilir varsayımıyla taban aylık alan 5 milyonu aşkın emeklinin yaklaşık yarısını kapsam dışı bırakıyor (Aziz Çelik, “Müjde değil, sosyal yardım tuzağı!” https://www.birgun.net/makale/mujde-degil-sosyal-yardim-tuzagi-743909, 03.11.2026). Bütçede faize ayrılan payın büyüklüğü, sorunun kaynak değil siyasi tercih meselesi olduğunu kanıtlıyor.

Sonuç olarak

Bu ağır tablo karşısında; işçi sınıfı, tüm emekçiler ve emekliler, bir sınıfın bileşenleri olarak  birlikte ekonomik ve politik olarak mücadele etmeli ve özellikle de yüksek enflasyonun en fazla etkilediği emeklilerin emekli sendikaları dört acil talep etrafında birleşmelidir:

  • Sendikal Haklar ve Toplu Sözleşme: Emeklilerin örgütlenmesi önündeki engeller kaldırılmalı, maaşlar toplu sözleşme masasında belirlenmelidir.
  • Asgari Ücret Seviyesinde Taban Aylık: Kök aylık hileleri ve seyyanen zam oyunları terk edilmeli, en düşük emekli aylığı net asgari ücrete eşitlenmelidir.
  • İntibak Yasası: 2000 öncesi ve sonrası emekliler arasındaki uçurumu kapatacak, prim ve gün eşitliğini gözetecek yasa ivedilikle çıkarılmalıdır.
  • Sağlıkta Katkı Paylarının Kaldırılması: Muayene, ilaç ve ameliyat katkı payları sonlandırılarak sağlık hizmeti tamamen ücretsiz sunulmalıdır.

 

Tez-Koop-İş Sendikası
Eğitim, Basın ve Yayın Birimi

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

Başa dön tuşu